Sunday, December 23, 2007

"Incompatible Visions of Supra-Nationalism: National Identity in Turkey and the European Union" is now published.

My article about Turkey and the EU titled "Incompatible Visions of Supra-Nationalism: National Identity in Turkey and the European Union" is now published in the European Journal of Sociology. You can read it, or the three sentence summary abstract of it in English, French, or German, through this link if you or your university has access to it.

http://journals.cambridge.org/action/displayIssue?jid=EUR&volumeId=48&issueId=02


Tuesday, December 11, 2007

CANCELLED: Conference titled "What is Kemalism? What does it Mean to Different People" was CANCELLED in November 8, 2007.

http://tech.groups.yahoo.com/group/e-NASS/message/5920

The same message was posted everywhere we originally sent the conference announcement.

I thought this message reached everyone when we sent it originally. But
we are still receiving submissions, indicating that the cancellation
e-mail didn't reach everyone yet. Sincerely, -Sener Akturk.


CANCELLED: Conference titled "What is Kemalism? What does it Mean to
Different People" is now CANCELLED.

Thursday, November 8, 2007.

The Conference titled,"What is Kemalism? What does it Mean to
Different People?", which was announced last week, to take place at UC
Berkeley in April 4-5, 2008, is CANCELLED due to unforeseen
developments. Given that the very first call for papers was sent out
less than two weeks ago, we hope this early cancellation did not cause
you any trouble; and we apologize for any inconvenience to you.

Unfortunately, any further inquires/questions about the conference,
which is now cancelled, may not be answered.

The 3 scholars who already submitted abstracts are already notified
individually about this cancellation; and any future submissions will
be answered by this e-mail as a response. If you forwarded the call
for papers last week to other people or listservs, please be kind
enough to those other people and members of listservs to forward this
CANCELLATION e-mail as well. We thank you for your time and understanding,

-Sener Akturk ve Nilgun Bayraktar.

Monday, December 10, 2007

Dindarlar Arttı mı Azaldı mı Tartışması bitecek gibi değil...

Ben bu konuda birkaç yazıyı burada yayınlamıştım, aylar önce ve ondan çok daha önce de. Benim izlenimlerim tamamen Ali Gür'ün A&G'sinin yayınladığı sonuçlar yönünde, yani dindarların sayısının azaldığı yönünde. NTVMSNBC'nin haberi burada:

http://www.ntvmsnbc.com/news/429138.asp

Katıldığım bir bölümü buraya alıntılıyorum:

'' 1999’DAN BU YANA ORUÇ TUTANLARIN ORANI AZALDI
Türkiye’de oruç tutanları Ramazan ayında aç mı, tok mu diye tek tek sayamazsınız. Türkiye’de 70 bin 600 cami var, her caminin önüne bir adam koyup saymanız mümkün değil. Teorik olarak bunu ispat etmek mümkün değil. Ama benim itirazım şu: Biz yaklaşık 10 yıldır her Ramazan ayında yaptığımız araştırmalarda insanların namaz kılıp kılmadığını, oruç tutup tutmadığını soruyoruz. Görüyoruz ki Türkiye’de oruç tutanların oranı (elbette doğru söylemeyenler de vardır en nihayetinde), özellikle 1999’dan bu yana düzenli olarak azalıyor.

İSLAM CUMHURİYETİ’NDE BİLE BU ORAN ÇIKMAZ
Ve bugün yüzde 50’nin altında. 28 Eylül’de yayınladığımız araştırmamızın sonuçlarına göre; “Düzenli namaz kılarım” diyenlerin oranı yüzde 29. “Oruç tutuyorum” diyenlerin oranı yüzde 49.8. “Hiç oruç tutmuyorum” diyenlerin oranı yüzde 20. Halbuki KONDA’nın araştırmasında “Hiç tutmuyorum” diyen yüzde 5, “Düzenli oruç tutuyorum” diyen 82,5. Yüzde 13 de “Arasıra tutuyorum” diyen var. Ben burdan yola çıkarak konuşuyorum. Bunun ispatı tabii ki mümkün değil ama, Türkiye’de değil, dünyanın hiçbir yerinde adı İslam Cumhuriyeti olan bir ülkede bile, insanların düzenli ibadet etme alışkanlıklarının bu kadar yüksek olması bana bir araştırmacı, bir sosyolog olarak değil, bir vatandaş olarak bile çok geldi.''

Sunday, December 09, 2007

Yeni Anayasa Çalışmalarına halkın katkısı http://www.anayasaplatformu.net/soz-sizde adresinde.

Yeni anayasa çalışmalarında siz de fikrinizi belirtmek için, aşağıdaki adrese gidebilirsiniz:
http://www.anayasaplatformu.net/soz-sizde

Saturday, December 08, 2007

http://sener.akturk.googlepages.com/

İşte profesyonel websitem. Her türlü yeni yayın faaliyetini bu adrese giderek takip edebilirsiniz. http://sener.akturk.googlepages.com/

''Alman Göç Yasasında Türklere Ayrımcılık Var'' başlıklı yazım 5 Aralık 2007 tarihli TARAF gazetesinde yayınlandı.

''Alman Göç Yasasında Türklere Ayrımcılık Var'' başlıklı yazım 5 Aralık 2007 tarihli TARAF gazetesinde (sayfa 13, herTaraf sayfası) yayınlandı. TARAF gazetesi (benim görebildiğim kadarıyla) internet üzerinden yayınlanmamaktadır, en azından şimdilik.

Friday, November 16, 2007

''Çocuklarımızın Avrupası Meriç'te bitiyor.''

''Bizden Belgrad'ı aldıkları zaman, düşman delegeleri Niş kasabasını da istemişlerdi. Osmanlı delegesi ayağa kalkarak:

-Ne hacet, dedi, İstanbul'u da size verelim.

Babalarımız için Niş, İstanbul'a o kadar yakındı.

Biz eğer Vardar'ı, Trablus'u, Girit'i ve Medine'yi bırakırsak, Türk milleti yaşayamaz sanıyorduk.

Çocuklarımızın Avrupası Marmara ve Meriç'te bitiyor...''

(Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı, Önsöz)

Tuesday, October 02, 2007

Yeni Alman Göç Yasası Çifte Standartı Yasallaştırıyor

Bir ay kadar önce yazılmış, kimsenin yayınlamak istemediği bir yazım:

Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı krizleri ve 22 Temmuz seçimleriyle geçirdiği Nisan-Ağustos ayları arasında, Türkiye’nin dünyadaki en büyük diyasporası, Almanya’da yaşayan 3 milyona yakın Türkiye kökenli insanımız, siyasal alanda çok büyük bir darbe aldı. Haziran ayında Alman Federal Meclisi Bundestag’ta kabul edilen, Ağustos ayında da Cumhurbaşkanı Horst Köhler tarafından onaylanan göç yasasındaki yeni değişiklikler sayesinde, 1961’deki işçi alım anlaşmasıyla başlayan Almanya’ya Türk göçü fiilen durma noktasına gelecektir ki yasanın amacı da zaten budur. Frankfurt havaalanına ve Almanya’daki bir Amerikan üssüne bombalı saldırı planladıkları gerekçesiyle gözaltına alınan zanlılardan birinin Türk vatandaşı olması da, maalesef, çifte standartlı bu yeni göç yasasına karşı verilen tepkileri iyice susturmak için kullanılacaktır. Bugün için tek umut, Türkiye ve Arap ülkelerinden gelenlere özel bir ayrımcılığı içeren bu yasanın Alman Anayasa Mahkemesi tarafından eşitlik ilkesine aykırı bulunarak iptal edilmesi, veya Türkiye’nin ve Almanya’daki göçmen kökenlilerin baskısıyla yasanın değiştirilmesidir.

Göç yasasında yapılan değişiklik, kısaca, Almanya’da oturan bir kimsenin Türkiye’den (veya Arap ülkelerinden) birisiyle evlenmesi durumunda, eşini Almanya’ya getirebilmesini, eşinin temel seviyede Almancaya hakim olması şartına bağlıyor. Peki bu değişiklik neden bu kadar önemli? Birincisi, Almanya’nın göç tarihiyle çok yakından ilgili. Almanya aslında Türkiye’den işçi alımına 1973 yılında dünya petrol krizini bahane ederek son verdi. Peki o zaman biz nasıl oluyor da bu tarihten sonraki 34 yılda da Almanya’ya Türk göçünden bahsedebiliyoruz? İşte bu sorunun cevabı aslında bugün tartıştığımız göç yasasındaki yeni değişikliklerin neden bu kadar önemli olduğunu da ortaya koyuyor.

1973’te Alman hükümeti, Türkiye’den işçi göçünü durdurduğunda, ülkedeki Türk nüfusunun da aşağı yukarı o gün için Almanya’da ikamet edenlerden ibaret olacağını, ve hatta bunların çoğunun Türkiye’ye kesin dönüş yapacağı varsayıldığından, Türkiye kökenli nüfusun azalacağı beklentisi içine girdi. Oysa durum bunun tam tersi oldu: 1973’teki işçi alımının durdurulması kararından sonra ve bu kararın beklenmedik bir sonucu olarak Türkiye kökenli işçiler Türkiye’deki eşlerini ve çocuklarını da yasadaki “aile birleşimi” hükmüne dayanarak Almanya’ya getirdiler. Böylece Türkiye kökenli işçilerin Almanya’daki varlığı aileleriyle tamamlanarak kalıcı bir hal aldığı gibi aynı zamanda sayıları da katlandı. Bu gelişmeyle birlikte göç hikayesinin kalıcı bir teması daha ortaya çıktı: Türkiye kökenlilerin evlenme yaşı gelince eşlerini Türkiye’den seçip onları da Almanya’ya getirmeleri konusu. Bu konu Türk sinemasında 1970’lerin “Almanya Acı Vatan” filminden 2000’lerin “Duvara Karşı” filmine kadar Almanya’daki Türklere dair hemen her filmde sıklıkla işlenen bir konudur. Türkiye’den bir kimseyle evlenerek eşini Almanya’ya getirmek, Türkiye’den Almanya’ya göçün günümüzde halen devam eden ve sayıca önemli bir seviyede seyreden tek boyutuydu. Alman hükümeti yeni yasayla göçün devam etmesini sağlayan bu son kapıyı da kapamayı hedeflemiş ve bugün itibariyle bu hedefine de ulaşmış gözükmektedir.

Bu konunun Türkiye için önemini anlatmak için bazı gerçekleri hatırlamak yeter: Almanya’daki Türkiye kökenli nüfus tek başına dünyanın diğer tüm ülkelerindeki Türkiye kökenli nüfusun toplamından daha büyüktür. İkincisi, Federal Almanya 1960’lardan günümüze Türkiye’nin Ortak Pazar ve sonrasında AB ülkeleriyle ilişkilerinde, bu topluluklara biraz geç ve ancak kısmen dahil olan İngiltere’yi saymazsak, Türkiye’nin kabul görmesinde ve entegre edilmesinde lokomotif görevi görmüş olan ülkedir. Gerhard Schröder’in şanşölyeliğinde Sosyal Demokrat-Yeşiller koalisyon hükümeti yönetimde Almanya’nın büyük desteği olmasıydı belki de Türkiye AB müzakerelerine başlayamaz, ve hatta AB adaylığına bile kabul edilmezdi. Türkiye karşıtı bir Fransa ve Türkiye yanlısı bir İngiltere arasında, AB’nin en büyük ülkesi Almanya’nın ağırlığını hangi tarafa koyacağını Türkiye’nin AB serüveninde belirleyici öneme sahiptir. Dolayısıyla Almanya’daki Türkiye kökenli insanlar ve onlara karşı Alman devletinin ve medyasının takındığı tavır, Türkiye’nin AB perspektifi açısından da büyük önem taşır.

Bu dış politik önemin ötesinde şüphesiz bu 3 milyona yaklaşan ve Almanya’da ikamet eden insanlarımızın halen büyük çoğunluğunun, kısmen Alman hükümetinin engelleyici ve dışlayıcı tavrı nedeniyle, Türk vatandaşı olmalarından dolayı Türkiye Cumhuriyetinin doğrudan sorumluluğu olduğunu belirtmekte yarar var. Türkiye’nin Almanya’daki Türkler adına sorunlara müdahil olması ve Alman hükümetini gerekirse uyarması ve kınaması, mevzu bahis olan grubun kahir ekseriyetinin halen Türk vatandaşı olması sebebiyle Almanya’nın içişlerine karışmak değil, o ülkedeki Türk vatandaşlarının temel insan haklarını korumak olarak görülmelidir. Bu da, üç hatta dört kuşaktır Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli insanlara vatandaşlık hakkını vermemekte direnen Almanya’nın kısmen hakettiği bir tepkidir.

Bundan önce göç, göçmen hakları, ve vatandaşlık konularında çıkarılan birçok yasa gibi, son aylarda çıkarılan bu yasa da esas itibariyle Türkiye kökenlileri hedef alan ayrımcı bir yasadır. Bir yasanın yalnızca Türkiye ve Arap ülkelerinden gelen eşlere uygulanması hiçbir forumda insan hakları bakış açısından savunulamaz. Üstelik Alman hükümeti tarihsel olarak Türkiye’den Almanya’ya göçün en çok yaşandığı Orta ve Doğu Anadolu bölgelerimizde müstakbel gelin ve damat adaylarının temel seviyede de olsa Alman devletini tatmin edecek derecede Almanca öğrenebilecekleri olanakların olmadığını çok iyi bilmekte, ve dolayısıyla bu yasanın Türkiye’den her yıl onbinleri bulan evlilik yoluyla göçü bıçak gibi keseceğini ummaktadır, ve hakikaten bu amaca ulaşacak gibi gözükmektedir. Yeni hükümetimizin, cumhurbaşkanımızın, medya ve sivil toplum kuruluşlarımızın bu konuda Alman hükümeti nezdinde gerekli tepkiyi vereceklerini ve nihayetinde bu yasanın Alman Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edileceğini, eğer o da olmazsa yeni bir yasayla geçersiz kılınacağını ummaktan başka şimdilik bir çare yok.

Almanya, Alman milleti sadece bir tek etnik gruptan, Alman etnisitesinden, ibaret olarak tanımlamaktan vazgeçmeli ve göçmen kökenlilerin temel insan haklarını ve vatandaşlık haklarını teminat altına almalıdır.