3 Öneri: 1. Dar Bölgeli Çoğunluk, 2. Ülke barajının (%10) kalkması, 3. Sınırlı Sayıda (100) Türkiye Milletvekilliği
Bu üçlü öneriler paketinin faziletleri saymakla bitmez; önce dar bölgeli çoğunluk sistemiyle başlayalım: Dar Bölgeli Çoğunluk Sistemi oyların iki ana partide toplanmasını teşvik ederek demokratik istikrarı sağlar. Örneğin Türkiye 450 milletvekili seçim bölgesine ayrılır ve her bölgede en çok oyu alan parti seçimi kazanır. Bu böyle olunca, her hangi bir bölgede %10 hatta %20 oy alan partinin bile milletvekili çıkarma şansı hemen hemen hiç kalmamış oluyor. Çünkü milletvekilini garantilemenin tek yolu o bölgede çoğunluğu (%51) garantilemek. Bu da seçim öncesinde partilerin %51'i bulabilmek için koalisyona gitmesini teşvik ediyor. Bakınız, eğer siyasi partiler Türkiye'de olduğu gibi pek çok sayıda ise (yasal olarak 70, seçime girebilen ülke genelinde örgütlenmiş yaklaşık 40, ve 1 milyonun üstünde oy alabilen 8 parti var!!!) şimdi uygulanan nisbi sistemle seçim yaptığınızda partiler meclise girdikten sonra koalisyon yapıyor. Ama bir defa seçim yapıldıktan, partiler meclise girdikten sonra yapılan koalisyonlarda halkın hiç bir söz hakkı olmuyor. Örneğin 99 seçimi sonrasında DSP ve MHP'nin koalisyon yapacağı bilinseydi belki de bu partiler bu kadar oy alamazdı. Ya da DYP ve RP, yada DYP ve SHP, vs. Oysa koalisyonlar seçimden önce yapıldığı takdirde halk belli bir koalisyonu destekleyip desteklememe konusunda özgürce karar verebiliyor. Örneğin Saadet Partisi ve BBP Sivas'ın bölgelerinde çoğunluğu sağlamak için seçimden önce koalisyon yapabilir ve halk da seçim sandığına gittiğinde bu koalisyonu onaylayıp onaylamadığının sinyalini verir. Örneğin eğer DYP ve CHP böyle bir koalisyon yaparsa, belki de halk bu koalisyonu onaylamayacak ve seçim sandığında bunun belirtecek. Diğer türlü, yani partiler seçime ayrı ayrı partiler halinde girip, seçimden sonra koalisyon yaptıklarında, halkın bu süreç üzerinde hiç bir etkisi olmuyor ve halk düzeyinde hiç de onay görmeyen koalisyonlar iktidara gelebiliyor. Tabi bunlar dar bölgeli çoğunluk sisteminin kısa vadedeki etkileri. Uzun vadede ise dar bölgeli seçim çoğunluk sistemi Türkiye'de iki büyük partinin ortaya çıkmasını teşvik edecek. Türkiye'nin hemen hemen bütün milletvekili seçim bölgelerinde çoğunluğun oyunu alabilme şansı olan, yani her yerde %51'e oynayan iki büyük parti. Esasen 1950'lerde buna yakın bir tablo vardı: Demokrat Parti ve CHP arasında geçiyordu seçimler. Bugün artık Türkiye çok daha değişik bir siyasal iklimde yaşıyor. İki partili sistem mutlaka bir sağ ve bir sol partiyi büyütecek diye bir şey yok. Belki de Türkiye koşulları altında birisi İslami muhafazakar, diğeri liberal veyahut milliyetçi iki sağ partiyi de öne çıkarabilir. Sonuçta hangi iki partinin uzun vadede yarışacağını halkın oyları ve parti kadrolarının çabaları belirleyecek. Dar bölgeli çoğunluk sisteminde dahi iki ana partinin yanında ufak tefek bazı partiler de meclise girebilir. Örneğin Türkiye'nin bazı bölgelerinde bölgeselleşmiş partiler var, en bariz örneği HADEP. Türkiye genelinde oylar iki ana partide toplansa dahi Diyarbakır, Şırnak, Batman, Hakkari, ve Van illerindeki çoğu seçim bölgesinde HADEP en çok oyu alan parti olabilir ve bu sayede 10, 20 milletvekilini meclise sokabilir. Aynı şekilde BBP Sivas'ın bazı seçim bölgelerinde en çok oyu alan parti olarak 2 veya 3 milletvekilini meclise sokabilir dar bölgeli çoğunluk sisteminde. Örnekler çoğaltılabilir. Ama esas olan şu ki dar bölgeli çoğunluk sisteminde oylar seçim öncesi tartışmalar ve uzlaşma sonucu iki ana partide toplanır ve halk da hem bu sürece katılır, hem de iki ana seçenekten hangisini onayladığını sandıkta gösterir ve seçtiği parti tek başına iktidar olur. Tek parti iktidarının çok partili (koalisyon) hükümetlerine pek çok alanda üstünlüğü var. Bunlardan çok önemli bir tanesi de halkın 5 yıl sonunda bütün başarıları ve başarısızlıkları tek bir partiye yükleyerek geçen 5 yıl hakkında sağlıklı bir karar verebilmesi. Oysa çok partili hükümetlerde her parti başarısızlıkları diğer ortaklara, başarıları da kendisine mal ederek halkın hükümeti değerlendirmesini zorlaştıran bir sonuç veriyor. Dar bölgeli seçim sistemi sayesinde halk her seçimde büyük oranda oy verdiği tek bir partiyi iktidara getirip, 5 yıl sonra da iyi ve kötü yanlarıyla o iktidarı yargılayabiliyor. Demokrasi yalnızca 'temsiliyet' değil aynı zamanda tartışma (discussion), fikir yürütme (deliberation) ve tüm bunların sonucunda bir 'uzlaşma' rejimidir. Dar bölgeli çoğunluk sistemi seçim öncesindeki tartışma ve uzlaşma ortamını canlandırarak seçimlerde her bölgede bir partinin çoğunluğu kazanmasını teşvik ettiği için demokrasinin ruhuna uygundur. Özetle, dar bölgeli çoğunluk sistemi oyların iki partide toplanmasını teşvik ederek demokratik bir çoğunluğun (%51) ortaya çıkarak hükümeti kurmasına yol açar. Şimdi, bazıları diyebilir ki, 'bazı partiler ve düşünceler hiç bir zaman hiç bir bölgede %51'i bulamıyacak kadar azınlıkta olabilir ve hiç bir başka görüşle uzlaşamayacak kadar değişik olabilir.' Burada söz konusu olan görece radikal ve marjinal, veyahut en azından uzlaşmaz görüş ve partiler. Dar bölgeli çoğunluk sistemi %51'i bulacak şekilde örgütlenemeyen veyahut başka partilerle uzlaşamayan partilere mecliste temsil hakkı vermiyor. İsterse Türkiye genelinde oyların %15'ini alsın, eğer bir parti hiçbir seçim bölgesinde en çok oyu alan parti olamamışsa, dar bölgeli çoğunluk sisteminde tek bir milletvekili bile kazanamaz. Bunun sebebi de, daha önceden de belirttiğim gibi, dar bölgeli çoğunluk sisteminin ülke genelinde %51'e doğru demokratik bir mücadeleyi ve yarışı teşvik etmesi. Daha da uç örnekler var elbette. Türkiye'de %3 oy almak demek 1 milyonun üzerinde oy almak demektir. Ama dar bölgeli çoğunluk sisteminde böyle bir partinin meclise milletvekili sokması, eğer hemen hemen bütün oyları bir veya birkaç seçim bölgesinde toplanmamışsa (eğer toplanmışsa bu bölgelerde en büyük parti olmuş olabilir Türkiye genelinde çok ufak bir oy almış olsa bile, Sivas'ta BBP, Diyarbakır ve Hakkari'de HADEP, Konya'da Saadet Partisi, Edirne ve Sakarya'da Genç Parti, Osmaniye'de MHP, Muğla'da DYP, geçen seçimin önde gelen örnekleri) meclise tek bir milletvekili bile sokma imkanı olmaz. Ama 1 milyon hatta 2, 3, 4 milyon oy alan partiler hiç mi mecliste temsil edilmesin? Bence demokratik sistem, böylesi ufak partileri teşvik etmemeli ama onlara aldıkları oyun daha altında bir temsil hakkı da vermeli. Bunun yolu da sınırlı sayıda meclis kontenjanını 'Türkiye milletvekilliği' olarak ayırmaktır. Örneğin 550 milletvekilinin 450'si dar bölgeli çoğunluk sistemine göre seçilir ve dolayısıyla belli başlı iki parti arasında paylaşılır. Geri kalan 100 milletvekili ise partilerin Türkiye genelinde aldıkları oya göre barajsız nisbi sisteme göre dağıtılır: Ülke genelinde %3 oy alan parti (geçen seçimde Saadet Partisi) mecliste 3 milletvekili kazanır, %1 oy alan parti (geçen seçimde DSP) de 1 milletvekili... Siz de takdir edersiniz ki 550 üyeli bir mecliste 1, 3, ve hatta 10, 15 milletvekilinin bile fazla bir etkisi olamaz. Dahası, mecliste grup kurabilmek için bile 20 milletvekili gerekiyor. Ama bu şekilde dar bölgeli çoğunluk sistemi içerisinde 100 milletvekilini Türkiye milletvekilli olarak bir kenara ayırmak, daha önce de belirttiğim gibi, hiç bir seçim öncesi koalisyona veya uzlaşmaya dahil olamayan, olmak istemeyen, veya dışlanan, ama yine de önemli sayıda oy alan ufak tefek partilere aldıkları oyun çok altında da olsa sembolik bir temsil hakkı verilmiş olur. Böylece bir yandan dar bölgeli çoğunluk sistemi iki büyük görüşte toplanmayı teşvik ederken, sınırlı sayıda Türkiye milletvekilliğinin barajsız nisbi sistemle partilere dağıtılması, bazı ufak tefek parti ve görüşlerin büsbütün dışlanarak radikelleşmesini veya demokrasiden soğumasını engeller. Hem dar bölgeli çoğunluk sisteminde, hem de Türkiye milletvekillerinin seçiminde, ülke genelinde bir baraj uygulanmamalıdır. Hele de %10 gibi yüksek bir baraj demokratik rejimin yeni halk hareketleriyle kendi kendisini yenilemesini, siyasal iklimin sorunsuz ve buhransız bir şekilde değişebilmesini engeller. Siz de takdir edersiniz ki Türkiye'de her seçimde bir önceki seçimde baraj yüzünde meclise bile girememiş bir partinin bir anda en büyük bir iki partiden biri haline gelmesinde, bir anda iktidar veya anamuhalefet partisi olmasında, %10 barajının suçu büyüktür. Her seçim bölgesinde %51'e doğru bir yarışı ateşleyen dar bölgeli çoğunluk sistemine geçilerek istikrar %10 barajından çok daha iyi bir şekilde sağlanabilir ve aynı zamanda demokrasiye olan inanç boşa giden oylar veyahut seçim sonrasında halkın üzerinde hiç bir etkisi olmadığı koalisyonlar yoluyla zedelenmez. Özetle, 1. dar bölgeli çoğunluk sistemine geçilmeli, 2. barajsız tam nisbi sistemle seçilecek 100 Türkiye milletvekilliği kontenjanı açılmalı, ve 3. ülke genelinde seçim barajı (şu anda %10) tamamen kalkmalıdır. Seçim sistemini değiştirecek bu üç önerimin gerçekten Türkiye'de demokrasiyi ve halk egemenliği güçlendireceğine kesinlikle inanıyorum. Bu konuda kamuoyu oluşturmalı, her türlü medya ve siyaset kanalını kullanarak bir sonraki seçimlerden en az bir yıl önce seçim sisteminin bu yönde değiştirilmesine çalışılmalıdır diyorum. Her resmi bayramda 'Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir' diyorsak, ve hatta her seçimde 'Yeter, Söz Milletin' diye meydanlara çıkıyorsak, sözü ve egemenliği gerçekten millete veren bir seçim sistemine geçmeliyiz diyorum.
