Saturday, January 15, 2005

Ah bu İttihatçılık yok mu! Ordu ve Atatürkçülük üzerine...

İlginçtir, eğer Atatürk'ün hayatına dair üç-beş kitap okuyan herkesin farkına varacağı bir gerçek bizim ordu-siyaset tartışmalarımızda benim bildiğim kadarıyla hiç yer almadı. Atatürk'ün İttihat ve Terakki'ye ve ordunun siyasete girmesine ilişkin şiddetli eleştirilerinden bahsediyorum.
Genç Mustafa Kemal'in hayatındaki belki de en büyük sıkıntı kaynağı, Enver-Talat-Cemal üçlüsünün liderliğinde, çoğunluğu genç subaylardan oluşan İttihat ve Terraki'nin Osmanlı siyasetine karışması, karışmak ne kelime bizzat el koyarak ele geçirmesi, ve bunun yarattığı rahatsızlıktır. Mustafa Kemal İttihatçıları hiç sevmezdi. Özellikle Enver Paşa'dan nefret ederdi. Bunu çevresindekilere, fırsatının bulduğunda bakanlıklara (nazırlar) varıncaya kadar yetkililere ve hatta o zamanlar veliaht sultan olan Vahdettin'e dahi söylemiştir. Atatürk'ün İttihatçılardan nefret etmesinin temelinde de onun 'Ordu siyasete karışmamalıdır' düşüncesi yatar. Dahası, askeri kariyerlerinde yaptıklarıyla terfi etmeyi hak etmeyen genç subaylar (Enver Paşa gibi) siyasete karışıp siyasi güç elde etme yoluyla kendilerinden çok daha üstün subaylara emir veren bir konuma yükseliyorlardı. Falih Rıfkı Atay'ın 'Çankaya' adlı kitabında dediği gibi (mutlaka okunması gereken bir kitaptır, özellikle kitabın cumhuriyet dönemine kadar olan bölümü çok değerli bilgiler içeriyor) 'Albaylar Teğmenlerden emir alır, selam durur hale gelinmişti.' Öncelikle şu noktada kesin olarak anlaşalım: Mustafa Kemal şüphesiz müthiş bir askeri dehaydı. Libya, Çanakkale, Doğu cephesi (Muş-Bitlis), Suriye, Kurtuluş Savaşı ve bilhassa Sakarya ve Başkomutanlık muharabeleri, her biri normal şartlar altında kuşkuşuz mağlubiyetle sonuçlanırdı. Sonuçta Mustafa Kemal, askeri dehasıyla Çanakkale'de o zamanlar İngiltere Denizcilik Bakanı olan Winston Churchill'in istifa etmesine sebep olan (2.Dünya Savaşında başbakan olan, ve Time'in Atatürk'ü ilk 100'e bile almadığı listesinde 'Yüzyılın Adamı' seçtiği Churchill!), Kurtuluş Savaşındaki beklenmedik zaferiyle bu sefer İngiltere başbakanı Lloyd George'un istifasına sebep olan, Yunanistan'da hükümetler deviren, rejim değiştiren, Hindistan'dan New York'a şaşkınlık ve heyecan yaratan bir askerdi. Elbette Enver Paşa gibi kariyeri mağlubiyet ve rezillik dolu beceriksiz bir askerin ve onun etrafında toplanan kendisi gibi beceriksiz genç subayların siyasete karışarak bi de üstüne üstlük kendilerinden daha bilgili ve başarılı ve yüksek rütbeli askerlere emir vermeleri, Mustafa Kemal'i rahatsız ediyordu. Daha fazla uzatmadan hemen Türkiye'nin siyasi tarihine geliyorum. Atatürk'ün ordunun siyasete karışmasına bu kadar karşı olduğu bu kadar açık-seçik belli olduğu halde nasıl oluyor da, 1960'ta 1971'de 1980'de üç darbe, 1997'de gayri-resmi 28 şubat darbesi hep Atatürkçülük adına yapılabiliyor? Hadi bazı subayların, aynen Enver Paşa gibi, darbelerle falan öne çıkarak kendilerini iyi yerlere getirmek gibi bir kötü niyetleri var diyelim, ama Atatürkçü aydınlar, partiler, sivil toplum (eğer öyle birşey varsa tabi) arasında neden kimse 'Yahu Atatürk ordunun siyasete karışmasından nefret ederdi, bütün gençliği İttihatçılarla mücadele ederek geçmiştir' demiyor. İşte Türkiye'deki ordu-sivil ilişkilerinde asıl şaşılacak olan, Atatürk'ün hayatı ve fikirleri konusundaki cehalet ve kötü niyetin kesişimindeki facia budur bence.

1 Comments:

Blogger sscetin said...

Ordu-siyaset tartismalari tabi yer almamistir cunku Ataturk hem ordu hem de siyasetti. Ordunun kendi icinden gelen ve eski ordu mensuplarini devletin en ust kademelerine getiren bir hukumet baskani ile ordu arasinda niye problem olsun. Ataturk un ordu mensuplarinin siyaset yapmasini ordudan ayrilmalari sartina bagladigi dogrudur ama bunu tam olarak ne amac ile yaptigi tartisilir. Ataturk un her ne kadar bir siyaset adami olsa da bazen ayni bir baskomutan gibi davrandigi gercegi goz ardi edilemez. Ayrica ordu dan ayrilip siyaset giren kadrolar ordu mentalitesini aynen siyasete tasimis ve demokratik bir sisteme, muhalefet ve coguculuga hep direnis gostermislerdir. Tek parti donemi yonetimi hep bu ordu mentalitesi uzerin kurulmustur ve bu ordunun siyasetin icinde dolayli olmasidir ve direk olmasi kadar sagliksizdir.
Yalniz sunu da unutmamak gerekir Osmanli ve Turkiye deki en iyi egitilmis devrimci kadrolarin cogunu hep ordu mensuplari olusturmustur. Bu yuzden Ittihat ve Terakki nin ve CHP nin ordu agirlikli olmasi normaldir ama bu Turkiyenin demokratiklesme surecini de yavaslatmis ve siyasi kulturumuzun asker dominant bir gelenek icinde olusmasina olanak saglamistir.
Ayrica Enver Pasa da uzaydan inmis veya padisahin kuzeni oldugundan belirli bir pozisyona gelmis degildir. Hareket ordusunun kumandanlarindan biri olmasinin yani sira Birinci Dunya Savasi ve sonrasinda ki direnis te hic mi Enver ve arkadaslarinin organize ettigi ve guclendirdigi devlet kurumlarinin payi yoktur?

10:54 PM  

Post a Comment

<< Home