Başbakan Erdoğan'ın Davos'taki vermediğini söylediği demeci yine türban tartışmalarını alevlendirdi. 'Görüşümü yansıtmıyor'
http://www.ntvmsnbc.com/news/308818.asp demişse de, 'türban konusunda AKP'nin görüşü ne ki' diye merak ettirdi. Türban konusunda değişik kesimlerin mantık dizgesini inceleyelim. Önce şu anda CHP'nin temsil ettiği resmi görüş:
1) Kıyafet inkilabı Atatürk inkılaplarından birisidir. Türban ve çarşafın kaldırılması kıyafet inkılabının bir parçasıdır. Türban yasağını kaldırmak Atatürkçülüğe ve çağdaşlığa aykırı olur. Ve-veya, 2) Türban takan genç kızlar ailelerinin baskısı nedeniyle türban takıyorlar. Çağdaşlık kadının özgürleşmesini öngörür. Türban yasağını kaldırmak mutaassıp ailelerinin kız çocukları üzerindeki baskısını perçinler ve türbanı terk etmelerini engeller (Türbanın yasak olması yarı-dindar ailelerdeki dengeyi türban aleyhine bozarak genç kızlara türbansız dolaşabilmeleri için bir sebep, bir mazaret sağlıyor, diye düşünülebilir burada). 3) Türban siyasi bir simgedir. Yasak kalkarsa, üniversiteler başta olmak üzere kamusal alan dindar ve dindar olmayan arasında bölünür. Görüldüğü üzere türban konusunda varolan düzenlemeyi destekleyenleri anlayış gösteriyorum, bu sebeple yasak için en az üç değişik sebebi özetledim, 'sadece siyasi bir konudur' deyip geçmedim. Özellikle de dindar ailelerde yetişen genç kızların özgürlüğü konusundaki eleştirileri ciddiye alıyorum, ama yukarıdaki 3 görüşün hiçbirine katılmıyorum ve dolayısıyla türban yasağına da karşıyım. 1) numaralı görüş (kıyafet inkılabı, Atatürk'ün mirası) yönelik olarak görüşüm şu: Birincisi, kıyafet inkılabı Türk kadının 100%ünü çarşaf, peçe, tesettür, vs. ile dolaştığı, pek de bir özgür seçim olanağı olmadığı bir dönemde yapılmıştı. Mustafa Kemal'in amacı, kıyafet konusunda devlet organları eliyle kadınlara yeni bir seçim olanağı sağlamaktı. Bugün için bu durum sözkonusu değildir. Bugün artık Türk kadınının önemli bir bölümü, hatta sanırım yarısından fazlası türban takmıyor. Kıyafet inkılabı amacına çoktan ulaştı ve halkın önünde birden fazla seçenek yarattı. Bu konuda birkaç yıl önce yayınlanan bir araştırma türbanlı kadınların az farkla da olsa bir azınlık olduğunu, %50'yi bulmadığını gösteriyordu. Bugün bu oran daha da düşüktür diye düşünüyorum. Dahası, Atatürk inkılapları arasında kıyafet inkılabı, benim fikrimce, temek inkılaplardan birisi değildir. Halkçılık, devletçilik, inkılapçılık-devrimcilik gibi ekonomiye ve siyasete ilişkin en temel Kemalist ilkelerin devlet tarafından çoktan terkedilmiş olduğu bir dönemde, pek de önemli olmayan kıyafet inkılabını sanki Atatürkçülüğün en önemli unsuruymuş gibi öne sürmek Kemalist mirası sömürmektir. İkincisi, Anadolu'da İstanbul'a karşı başlayan Kemalist hareket, halkın siyasete egemenliğini öngören, Osmanlı döneminde dışlanmış, kenara atılmış halk kitlelerini merkeze çeken bir hareket olarak düşünülürse, türban yasağı halkın önemli bir bölümünü dışlayan ve devlete yabancılaştıran bir düzenleme olarak kabul Atatürkçülüğe aykırıdır. 3) Türban siyasi bir simgedir, kamusal alanı böler, siyasallaştırır, eleşirisine gelince, bu konudaki görüşüm şöyle: Toplumsal alanda zaten türban takan milyonlarca kadın var. Eğer türban kamusal alanı siyasallaştırıyorsa, zaten sokaklar, çarşılar, pazarlar, alışveriş merkezleri, parklar, otobüsler, vs. siyasallaşmış. Asıl bu gerçeği gördükten sonra yine de üniversitelerden ve devlet kurumlarından türbanlıları dışlarsanız türban siyasallaşır ve rejim karşıtı bir simge haline gelir. Affınıza sığınarak aşırı olduğunu bildiğim bir örnek vermek istiyorum: Türbanlıların devlet kurumlarına ve eğitim sistemine kabul edilmemesi, maalesef, bir zamanlar Amerika'da ve yakın zamana kadar Güney Afrika'da hüküm süren 'ırk ayrımcılığını' çağrıştırıyor. Bir zamanlar zenciler beyazlarla aynı okullara gidemez, aynı yerlerde çalışamaz hatta aynı restoranları, otobüsleri, tuvaletleri dahi kullanamazdı. Türkiye'deki durum şüphesiz yalnız devlet ve eğitim kurumları çalışanlarıyla sınırlı ama sonuçta benzer bir psikolojiye sebep olabilir türban takanlar arasında. Halkın egemenliğine dayanan Atatürkçü cumhuriyet asla ve asla halkının bir kısmına ne şekilde olursa olsun 'bunlar da bizim zencilerimiz' muamelesi yapmayı haklı göstermez. Bu sebeple, Atatürk'ü kullanarak bu yasağı devam ettirmek isteyenlerin samimi olduğuna inanmıyorum. 2) numaralı ve bence en ciddi olan eleştiri, yasağın kalkmasının, görece dindar ailelerde yetişip, türban takıp takmayacağı tam belli olmayan genç kızlar üzerinde 'nasılsa artık yasak da kalktı, türbansız dolaşman için hiçbir sebep kalmadı, kesinlikle türban takmalısın' diye anne-babaları veya çevreleri tarafından baskı görmesi. Bu ciddi bir olasılık. Ama devlet anne-baba ve çocuğu arasındaki ilişkileri düzenleyebilir mi? Daha doğrusu, devletin anne-baba ve çocuk arasındaki en özel, ve temel ilişkilere karışma hakkı var mı? Eğer anne-baba çocuğa karşı şiddet uyguluyorsa, evet, namus cinayetine izin veriyorsa, evet, başlık parası karşılığı çocuklarını 'satıyorsa', evet, ama türban takıp takmaması konusunda telkin ve tavsiyede bulunuyor, kendi görüşünü belirtiyorsa, hayır! Dünyanın en totaliter devletleri bile (Stalin döneminde Sovyetler Birliği gibi) aile içi ilişkilere hükmetme çabalarında pek de başarılı olamamıştır. Dahası, aile içi ilişkileri tamemen devletin resmi görüşü doğrultusunda düzenlemeye kalkmak, bence, aşırı bir devlet müdahalesi örneğidir. Çağdaş uygarlık insanların aile hayatını 'özel hayat' olarak kabul eder ve devletin özel hayata müdahalesini reddeder. Maalesef Fransa başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinin aşırı ırkçı bir müslüman düşmanlığıyla türbanı yasaklayan düzenlemeleri kabul etmeleri bu Avrupa ülkelerinin çağdaşlıktan gittikçe uzaklaştıklarını, özgürlüklerin kısıtlandığını, Avrupa'nın bir nevi 'gerilediğini', ırkçı bir 'irtica'ya yöneldiğini gösteriyor, yoksa çağdaş uygarlığın türban yasağını kabul ettiği anlamına gelmiyor. Çoğu çocuk ailesinin telkin ve tavsiyeleriyle büyür ve yaşı ilerdekçi bu tavsiyelere uyup uymamak konusunda kendi iradesini kullanmaya başlar. Belki 15 yaşındaki bir genç kız üzerinde aile etkisi büyük olacak, ama bu genç kız büyüdüğünde, hele de liseye, üniversiteye gitmesine devlet izin verdiğinde, ve ilerde diplomasıyla özel ve devlet kurumlarında çalışmasına izin verildiğinde, eğitimli, kendi maaşını kendisi kazanan, 25 yaşında 30 yaşında bir kadın kendi iradesiyle karar veremeyecek mi? Eğer veremezse o onun ailesine ve çevresine aşırı bağlılığı ve-veya irade zayıflığının sonucudur ki bu konuda devlet birşey yapamaz. Ama bence kendi iradesiyle türban takıp takmama konusunda karar verecektir. Bazıları türbana evet bazıları hayır diyebilir. Dahası, türbansız bir ailede yetişen bir Türk kadını da kendi iradesiyle türban takmaya karar verebilir ki bu da olabilir. Kendi düşüncemi özetledikten sonra, günümüzdeki düzenlemenin sonuçları hakkına birkaç söz söylemek istiyorum. Türbanlı kadınların lise, üniversite ve devlet kurumları çalışanı olarak kabul edilmemeleri, kadın haklarını destekleyen değil, kadınları ezen, dışlayan, ve onların toplumsal hayata katılımını engelleyen, ve hatta bazı kadınları siyasal ekonomik sisteme yabancılaştıran, radikalleştiren bir sonuç doğuruyor. Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir diyerek övündüğümüz demokratik cumhuriyetimiz pek çok alanda ilerlemeler kaydettiği gibi, bu alanda da bir adım atarak türbanlı kadınlarımızı eğitime ve ekonomiye dahil ederek, ülkemizde kimseye asla 'zenci' muamelesi yapılmadığını ve yapılmayacağını göstermelidir. Türban yasağının 'SINIF' boyutu: Türban yasağının kalkmasına karşı direnişin şüphesiz çok önemli, belki de en önemli boyutu sınıfsal-ekonomik boyutudur. İstanbul-Ankara-İzmir'in kozmopolitan elit-seçkinleri türbanlı kadınları aşağı sınıf, Anadolulu, fakir, eğitimsiz, vs. olarak görüyor ve türban yasağı bu kadınlara eğitim ve çalışıp para kazanma yolunu kapayarak bu duruma yardımcı oluyor. Nasıl ki bir zamanlar Anadolu'dan İstanbul'a gelenlerin aksanlarıyla, kıyafetleriyle, hayat tarzlarıyla alay edilmişse (hala da devam ediyor) türbanlı kadınlara karşı da böyle bir aşağılama durumu var. Bu asla kabul edilemez. Büyük şehirlerimizin zengin tabakasının 'türban'a karşı olmasıyla aynı zengin tabakanın kırsal kesimdekilere, gecekonduda yaşayanlara, ve genel olarak şehrin görece daha az zengin veya 'sonradan görme' zenginlerine karşı olumsuz tavırları arasında tam bir paralellik var. Türban takan kadınlarımız toplumda ezilen bir kesimin parçası. Eğitimlerine ve çalışmalarına izin verilmediği için toplumdaki konuları ancak 'ev kadını' olabiliyor. Türban, düşük gelir seviyesinin, gecekondunun, kırsal kesimin, kenar mahallenin, ve sonuçta 'ezilmişliğin, dışlanışlığın' bir sembolü haline geldi. Solculuğu veya Atatürkçülüğü sebep göstererek türbana karşı çıkan insanlar acaba bu tavırlarıyla toplumda ezilen, gelir seviyesi düşük, geçinme savaşı veren milyonlarca aileyi ve türbanlı ailelerde yetişmiş milyonlarca insanımızı dışladıklarını, onları üzen ve kıran ve devlete-rejime yabancılaştıran bir sürece katkıda bulunduklarını biliyorlar mı?