Saturday, February 19, 2005

Türkiye bir kez daha 'Avrupa'nın Hasta Adamı'!:ABD'nin Türkiye politikası değişiyor mu?

Robert Pollock'un Çarşamba günü The Wall Street Journal'da yayınladığı 'The Sick Man of Europe--Again' adlı makalesi beni son derece rahatsız etti. Makale, hem de böylesine önemli bir gazetede böylesine keskin bir dille yayınlanmış olması, ve yazarının da ABD dışişleri bakanlığıyla böylesine samimi bir kişi olması beni ABD'nin Türkiye'ye yönelik siyasetinin artık resmen değiştiğine ve bunu herkese açık açık söylemekten çekinmediğine inandırdı. Makalenin tonu tam bir 'ultimatom' verir gibi... Son cümlesinde, Türkiye çok basit bir şekilde bir ikinci sınıf ülke haline gelebilir, diyor. Son paragraflardan birinde, Türkiye'ye verilen askeri yardımdan (ki o yardım İncirlik gibi ABD üslerinin kullanımı karşılığında veriliyor), ABD'nin Ermeni Soykırımı yasa tasarılarını engellediğinden, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini desteklediğinden bahsedilerek, 'eğer Türk halkı Amerika karşıtlığında ısrar ederse, bunlar hepsi değişir' mesajı veriliyor. Türkiye bir bakıma ABD'ye karşı 'nankörlük'le suçlanıyor. Ben açıkçası bu makaleyi çok huzursuzluk verici buldum. ABD'yle ilişkilerimiz zaten oldukça kötü, bunun en önemli sebebi de ABD'nin Irak işgali ve Ortadoğuyu kendi kafasına göre yeniden şekillendirme ısrarı... Ama yine de ABD resmi düzeyde dostumuz. Eğer resmi düzeydeki dostluğumuz böylesine hızla ve sert bi şekilde düşmanlığa dönerse Türkiye çok çok çok zor ve kötü bir döneme girebilir. ABD'yle dostluk zor, ama düşmanlık -bence- imkansız! Türkiye gibi son 60 yıldır dış siyasetinin tamamen ABD dostluğuna bağlamış olan bir ülke, ABD'nin desteği olmazsa ne büyük zorluklar yaşar kim bilir... Yine de kötümser değil ama hazırlıklı olmalı... Nerden çıktı bu şimdi, böyle bir anda? Hani AKP'yi ABD de destekliyordu, Başkan Bush Başbakan Erdoğan'ın dostuydu, vs.? Hem makaledeki 'Türkiye'de Yahudi düşmanlığı var' gibi saçma sapan iddialar da neyin nesi? Lafı daha çok uzatmadan size bu feci makalenin web adresini veriyorum. Hatta sizi bu web adresinde yer alan yorumları okumaya davet ediyorum (Read Responses bölümü).
http://www.opinionjournal.com/editorial/feature.html?id=110006299

Tuesday, February 15, 2005

Anket Sonucu: Halkın %70'i Türban yasağının kaldırılmasını istiyormuş

http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=131523
"Pollmark'ın Ocak 2005 Türkiye Gündemi Araştırması'nın verilerine göre türban konusunda toplumun tutumu ilgi çekicidir. -Toplumun yüzde 75'i Türkiye'de türban ya da başörtüsü diye bir sorunun olduğunu düşünmektedir. Böyle bir sorunun olmadığını düşünenlerin oranı sadece yüzde 21.7 düzeyindedir. -Partiler açısından bakıldığında Ak Partililerin yüzde 81'i, CHP'lilerin de yüzde 63'ü başörtüsü sorununun olduğunu söylemektedir. Ak Partililerin yüzde 16'sı ile CHP'lilerin yüzde 33'ü başörtüsü sorununun olmadığını belirtmektedir. -"İsteyen kız öğrencilerin üniversitede başörtüsü ya da türban takması serbest bırakılmalı mı?" sorusuna toplumun yüzde 70'i evet, yüzde 25'i ise hayır cevabı vermiştir. -Yine "Size göre, isteyen bayan memurların çalıştıkları kamu kurumunda başörtüsü ya da türban takması serbest bırakılmalı mı?" sorusuna toplumun yüzde 62.5'i evet, yüzde 31.6'sı ise hayır cevabı vermiştir. Bunların partisel dağılımına bakıldığında da aşağı yukarı ilk soruya verilen cevaplara yakın bir eğilimin olduğu görülmüştür. Bu soruda Ak Partililerin yüzde 80'i evet derken CHP'lilerin ise yüzde 26'sı evet demiştir. Kamuoyunun eğilimini yansıtan bu veriler türban yahut başörtüsü konusunda toplumda belli bir mutabakatın olduğunu ortaya koymuyor mu? Bir konunun sorun olarak görülmesinde toplumun dörtte üçü, bunun çözümü noktasında da yine buna yakın bir bölümü bir noktada buluşuyorlarsa bir mutabakat olduğu açıktır. Buna rağmen geriye kalan dörtte birin de bu konuyu sorun olarak görmesini ve çözümü noktasında toplumun çoğunluğunun tutumuna gelmesini beklemenin sağlıklı bir yöntem olmadığı belirtilmelidir. Zira hiçbir konuda toplumun tümü ittifak edemez, etmesi de mümkün değildir."

Sunday, February 13, 2005

Türban tartışmalarında 5 yorum ve 2 köşeyazısı

Geçen hafta burada yayınladığım türban yorumuna 5 ayrı tepki geldi. Onları da aynen burada yayınlıyorum. Elbette orjinal yoruma gidip comments bölümünden de bu yorumları okuyabilirsiniz. Bu arada, basında türbana dair çıkan köşeyazılarından ikisi ilgimi çekti, onların internet linkleri de şöyle: Nuray Mert'in Radikal gazetesindeki çok yerinde ve başarılı bulduğum 'Yine Türban Tartışması' adlı köşeyazısı: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=143068&tarih=10/02/2005 Bir yandan da Hasan Cemal'in Milliyet'te konuya ilişkin yazısı: http://www.milliyet.com.tr/2005/02/10/yazar/cemal.html Bu tartışma daha bitmedi, herkesin yorumlarını bekliyorum... İşte bugüne kadar gelen yorumlar:

Caner said...
Şener yazını okudum ve yazının çoğu bölümünde kendi içinde haklı ve tutarlı olmana rağmen temel olarak karşı çıktığın bazı noktalarda sana katılmıyorum. Öncelikle Kıyafet inkılabının diğer inkılaplardan önemli olup olmaması temel sonucu değiştirmez. Biz öyle bir eğitim seviyesindeyiz ki ülke olarak, bugün hala bu kanunun geçerli olması gerektiğiniz hatırlatmamız gereken noktalara rastlıyoruz. Türban takanların oranının yüzde 50 olması veya olmaması da bence önemli değil,bu oranın türban yasağının kaldırılmasıyla ne durumda değişeceğini öngörmek mümkün değil. Yani şu an toplumun yüzde 50'den azı türban takıyor diye iyi bir durumdayız; yasak kalktığında(bu yasağın türban takmayı körüklemediği nasıl kanıtlanabili ki?) yüzde 60 türban takıyor durumda olunca kötü bir duruma mı düşmüş olacağiz, kıyafet inkılabı amacına ulaşamamış mı olacak? Bence türban yasağına karşı çıkma nedenlerinin 3'ü de çok mantıklı olması gereken nedenler çünkü bizim eğitim ve kültür seviyemiz daha farklı bir durumda olmamızı engelliyor. Aslında bu noktada bence kurunun yanında yaş da yanıyor.Bugün aile baskısıyla türban takan kızların azımsanmayacak bir kısmı gerçekten tam bir aile baskısıyla karşı karşıyalar diye düşünüyorum Bu öyle 'bir yaşa' kadar baski gösterme sonra serbest bırakma durumunda değil ki! Belki bu,tüban takmak istemeyen kızlar için türbandan kaçışın bir sebebi, bir dayanağıdır. İşte eğitimsizlik iletişimsizliği bu durumda bu şekilde bir kaçışı doğuruyor. Ataerkil olan ve Anadoludaki ailelerde(hepsi demiyorum tabii) kızın kaç yaşında olduğunun çok büyük bir önemi yok bence. Bugün Türkiye'de namus cinayetleri var, töre cinayetleri varken; mesela anadoludaki her "20 yaşını" geçmiş kızın kendi kararlarını kendi verdiğini öngörmemiz pek doğru gelmiyor bana. Bence modern çağı yakalayamamış ailelerde 'Kızım artık kendi kararlarını kendin vermelisin' niyeti yerine ' Ölünceye kadar ben ne dersem o!' zihniyeti daha ağır basarki günümüzde bu ailelerin oranının çok olduğuna inanıyorum, duyuyorum. Bu iş ancak önce eğitim seviyesinin kültürün yükseltilmesiyle olur. Yani bir yere hiç eğitim götürmeyeceksin, o yerlere para yatırmayacaksın ama tutup türban konusunu gündeme getireceksin özgür olsun diyceksin. Peki türbanı serbest bıraktın, o eğitimsiz dar görüşlü olan insanlar yarın kendi düşünce sistemine uyan başka şeyler istemeyecek mi? Özgürlük değil mi kılıfına uydurulur ve bastırılır bu kadar basit! Zamanla bu öyle bir duruma gelebilir ki türban takmak zorunlu olabilir. Bir gizli yasa, bir oylama derken bir anda başka bir durum. Biz nelere alışmıyoruz ki buna da alışırız mı diyelim? Birçok aydın yazarımızın bu uğurda öldürüldüğünü unutmayalım.Bence bazı önceliklerin sırası karıştırıldığı için bu tartışmalar oluyor. Eğer eğitim seviyemiz elverirse belki de Şener senin dediklerin geçerli olucak: Her ailede kızlar kendi kararlarını verecek, türban takanların kendi istekleri doğrultusunda taktığı konusunda bir tereddüt ve baski hissedilmeyecek ve bu konu dinin istirmar ediliyor olduğu kanısını uyandırmayacak! Bu duruma gelince o zaman türban takma yasağı belki kalkabilir ve türban takanlara kötü gözlerle bakılmaz. Daha önce de dediğim gibi şu konumda kurunun yanında yaş da yanıyor ve şu an için böyle olmalı. Çünkü biz demokratikleşmeye çalışan bir ülkeyiz. Bu uğurdaki her atılmaya çalışılan erken adım bu çabaları sekteye uğratır.
4:18 PM
Anonymous said...
Merhaba,Iki konuya aciklik getirmek gerektigini dusunuyorum. Birincisi, Turkiye'de turban yasagi yoktur, belli ahlaki kurallar dahilinde herkes diledigi gibi giyinip dolasmakta, is gormekte, gunluk yasantisini surdurmekte serbesttir. Kadin haklari ve insan haklari da toplum yasantisinda bu yonde davranilmasini gerektirir. Ikincisi ise, olaya Turkiye Cumhuriyeti devleti acisindan bakildiginda, devletin en onemli amaci butunlugunu korumak, devamliligini saglamak oldugundan devlet, rejim yikici, seriat aleyhtari aktiviteleri tespit edip bunlarin onune gecmek ister. Laik devlet yapisi din islerinin devlet islerinden ayri tutulmasini ongorur. Bu nedenle devlet kurumlariyla iliskisi olan her turlu kisinin din propagandasi yapmasi yasaktir. Basi bagli memurlara "basini propaganda amaciyla baglayanlar one ciksin, gerisi kalip calisabilir" diyebilir miyiz? Peki bunun ayrimina devlet nasil varacak? TC devletinin Turkiye'deki genc kizlara mudahale edip, toplum icinde turban takmasini yasaklamasi, ya da bilincsizce ve aile baskisiyla turban taktirilmis gencleri tespit edip, bunlari bulunduklari durumdan kurtarmaya calismasi yakin tarihimizde gorulmus ya da yasanmis bir olay degil. Devlet bu tip konulara mudahale etmez. (Sapka ve kiyafet inkilabinin yeni kabul oldugu donemde nasil giyinilecegi konusunda sartlar daha sikiymis ancak gunumuzde bu konuda bir uygulama yok.)Egitim konusunda, her turlu ogrenciye kayitsiz sartsiz esit ve kaliteli egitimin saglanmasi gerektigi gorusune katiliyorum. Egitimle, bilincli uretim de artar, refah seviyesi de yukselir. Egitimsizlikse bogustugumuz pek cok sorunun kokenidir. Maalesef yasadigimiz sorunlar, turban takmak, turbanli universitelere girilmeye calisilmasinin onune gecmek vs. den cok daha derindir. “Çağdaşlık kadının özgürleşmesini öngörür” diyorsunuz. Diyelim ki toplumda kadinlara tesettur yasagi kondu. Kadinlara tesetturu yasaklamak onlari ozgurlestirmeyi saglayacak mi? Beraberinde gelismisligi getirecek mi? Sadece kadinlar degil, erkekler acisindan da bakmamiz lazim. Bir erkek bakanimizin, ulkemiz icin tarihi onem tasiyan bir anlasmayi imzalamak uzere yabanci bir ulkeye gittigini hayal edelim. Gittigi ulkede karsisina cikan kadin milletvekili ile el sikismaz, goz goze gelmez ve prensip olarak kadinlarla konusmadigini one surerek karsisindakinin sorduklarina cevap vermezse, bakanimiz ulkesine eli bos donmez mi? Musluman ulkeleri arasinda gelismis bir toplumuz diye ovunuyoruz, dunya yuzeyinde gelismis bir toplumuz diye ovunmek istemez miydiniz? Peki, bu cok zor bir hedef mi?Tesekkurler,Simge
4:49 PM
S.S.Cetin said...
Sener arkadasimiz gercekten cok tartisilan ve turkiye de hala bir tabu olarak gorunen cok onemli bir konuya parmak basmis, zaten turkiyeyi tartisicaksak turban yasagini tartismamak olmazdi. Oncelikle Ataturk un kiyafet inkilabinin savunulucak hicbir yani olmadigini dusunuyorum. Eger tabi modernlesme ve batililasmayi kiyafet,muzik ve genel hal tavir sigligina indiriyosaniz o baska. Nedense bizim kafamizda bir modern Turk imaji olusmus giyimi kusami davranislari avrupalidan farkli olmayacak ve hatta avrupaliligi ile avrupalilari sasirticak. Nedense hep bu imaji on plana itiyor ve bu imajla gurur duyuyoruz ama bunun gurur duyacak bir yani yok cunku avrupali bizi hala turk olarak goruyor, onlari taklit etmeye calisan azi nligida ozenti olarak bakiyor. Biz beyaz-turkler hala kendi balonumuz icinde yasiyor ve "modern-turk" imajini hem yerli medya da hem de uluslararasi platform da tek tip turk kimligi olarak yansitmaya calisiyoruz. Sanki basbakanimizin karisi turbanli hali ile bizim halkimizi temsil edemezmis gibi havalara burunuyoruz. Sanki Tokat tan gelmis Berlin e yerlesmis bir aile bizi temsil edemez, bizden degilmis gibi davraniyoruz.Bu taa Tanzimat donemine uzanan bir surecin kulturel olgunluga erisememis bireyler uzerindeki carpik yansimalaridir. Turban konusuda yine bu surec ve bilinc icinde degerlendirilmelidir. Tabi ki cogu ulke gibi Turkiye de cok kulturlu ve sinifli bir ulke ama eger kendimizi turk olarak goruyor ve tanitiyorsak o zaman bizden farkli olan ama ayni cografyada yasayanlara da bu hakki tanimamiz lazim.Bir arkadasimiz turban yasagi yoktur demis ama bugun bazi yargiclar kamusal alan retorigini kullanip turbanli vatandaslarimizi mahkeme salonundan atiyor, bazilari turbanli velileri okul bahcesine sokmuyor. Bundan da onemlisi bazi "modern-turk" cevrelerde turbanliya cuzzamli muamelesi yapiliyor, bu cevrelerin gittigi laila-reina tarzi mekanlara turbanlilar sokulmuyor. Istanbulda artik mekanlar turbanlilarin ve digerlerinin diye ayriliyor.Simdi boluculukten, irticadan, milli guvenlikten bahsedenler turban yasaginin yarattigi boluculugu, gecmis ozlemini ve ulke dusmanligini goremiyorlarsa zaten vay Turkiye nin haline.Yine bir arkadasimiz bu kizlarin cogunun baski altinda turban taktigina karar getirmis ve bu yasagin onlara bir cikis yolu sunacagini dusunuyor. Simdi soruyorum insanin inanclari icin saclarini bir kumas parca ile ortmesi neden kadar bu kadar zor gozukuyor insanlara? neden bunun baski ile yapildigi dusunuluyor? neden baska aile ve toplum baskisi ile hepimizin yaptigi veya yapamadigi, giydigi veya giyemedigi seylere turbana bakildigi gibi bakilmiyor? bugun niye homoseksueller turkiyede kimligini gizliyor diye kimse sormuyor da aaa turbanli kizlar baski altinda onlari ailelerinden kurtarmamiz lazim diye bir gorev ediniliyor?Kucuk bir dini gerek veya sembolun(nasil algilamak isterseniz) turk devletine baskaldirma oldugu palavrasina dayandirilarak konulan yasagin acaba asil baskaldiriyi ve nefreti korukleyecegini dusunemiyorlar mi? Artik oyle bir cephelenme ve sartlanma olusmus ki insanlar artik kendi yalanlarina inanir hale gelmis. Ne yazik ki isin ic yuzunu bilmeyen ve cevresinde turbanli kimseler olmayan bazi genclerde bu propagandaya inaniyor ve hala bu yasagi savunuyor iste bu gelecek icin umit vermiyor.
1:13 AM
Anonymous said...
Ben de bu konuda Sener e katiliyorum. Türbanin zorla önüne gecilmeye calisilmasi bunu daha da cok körüklüyor bence. Böylece dini istismar eden topluluklar, dinen biz özgür degiliz baski altindayiz diyerek toplumsal bir hareketlenme yakalayabiliyorlar. Kaldi ki, türban yasaginin sadece adi var bence. Yani teoride var ve dini cevrelerce abartilarak siyasi bir proganda aleti haline getiriliyor ve aslinda yok. Turkiyede okudugum donemde türbanli derse giren hicbir arkadasa cik denmedi. Keza, ben cik denmesine de karsiyim. Herkesin, esit ders ve dini ibadetlerini ozgurce yerine getirme hakki olmalidir. Toplum olarak olaylari cok duz mantik icerisinde algiladigimiza inaniyorum. Yani Atatürk bazi kurallar koydu diye bunlar degistirilemez mi? Atatürk zamanin gerektigini yapti ve simdi de zamanin gerekenlerini yapmak gerekiyor. Müslüman bir insan Avrupa'da rahatca dinini yasarken müslüman bir ülkede sorunlar cikartilmasi da laiklik ve din özgürlügüyle bagdasmiyor.Olayin diger bir boyutunda da, tesettür olayinin bir sembol olarak kullanilmasina siddetle karsiyim. Birincisi bu din de riyakarlik diye geciyor ve dinen büyük bir günah. Isin beni ilgilendiren kismi, o tip insanlarin belli bir parti kesminden olursan dinen gerceklige ulastigini ve tesettür ü de bunun icin bir arac olarak kullanmasi. Bunun cozumunu bilemiyorum. Yani tesettürün sembolize edilmesine karsi bir cözüm üretilebilir mi, bilmiyorumMurat VarlikAlmanca klavye oldugu icin her harfi düzgün yazamadim kusura bakmayin.
7:05 AM
Anonymous said...
Cetin'in yazisini okurken daha once pek dusunmedigim bir sey dikkatimi cekti. Bu turban yasagiyla dogrudan alakali degil ama yine de yazmak istiyorum. Bu turban konusu acilinca hep soruyorum kendi kendime: Bu turban gercekten bir "sey"i temsil ediyor mu? Bir ideoloji ya da amac gelmiyor bu sorunun cevabi olarak aklima. Maalesef bir insan tipi geliyor. Bu insan tipi de universite okumamis, belki bazilarimizin cahil olarak nitelendirebilecegi, calismayan kadinlar. Diyebiliriz ki var istisnalar, ama universitelerdeki tek tuk basi kapali insani gecelim (ben bilkentteyken serbestti basini kapatmak ve cok azdi basi kapali insanlar) anadoludaki milyonlarca kadina, genele, bakalim. Yalniz burada bu cahilligin nedeni turbandir demiyorum elbette, ama ayni yerde oluyorlar iste.Soyledigim gibi rahatsiz ediyor bu beni, cunku bir kadinin inandigi icin basina kapatmasiyla bir sorunum yok benim. Din icin takilan turbanla da bir alip veremedigim yok (herkes sorunum yok diyor aslinda, bir de agizlarina sakiz yapmislar benim anneannemin de basi kapaliydi diye; he deyip geciyorum bunu). Iste bu yuzden zaman zaman dusunurdum nedir bunun sebebi diye, neden boyle kesin cizgilerle ayrilmis bu insanlar, neden basi kapali insanlarin hemen hepsi okumamis? Cetin'in "Oncelikle Ataturk un kiyafet inkilabinin savunulucak hicbir yani olmadigini dusunuyorum. Eger tabi modernlesme ve batililasmayi kiyafet,muzik ve genel hal tavir sigligina indiriyosaniz o baska." paragrafini okuyunca acaba dedim. Modernlik esittir avrupali gibi giyinmek denilince, haliyle okuyan insanlar acmislar baslarini moderniz bari oyle gorunelim diye. Zaman icerisinde de boyle basi kapali, cahil bir toplum kalmis geride. Iyidir ya da kotudur bilmiyorum, kafamdaki sorunun cevabini gormus oldugumu saniyorum sadece. Isin kotu tarafi positif "feedback" var maalesef bir de, kapanmakla cahillik arasindaki bag arttikca cagdaslik ile basi acik (sadece basi degil ama neyse diyelim) olmak arasindaki bag da kuvvetleniyor. Yani ara gitgide aciliyor, boyle devam ederse karacahil basi kapali bir alt toplum olusacak henuz olusmadiysa tabii.

Wednesday, February 09, 2005

Türban Tartışmaları: Neden Türban Yasağına Karşıyım?

Başbakan Erdoğan'ın Davos'taki vermediğini söylediği demeci yine türban tartışmalarını alevlendirdi. 'Görüşümü yansıtmıyor' http://www.ntvmsnbc.com/news/308818.asp demişse de, 'türban konusunda AKP'nin görüşü ne ki' diye merak ettirdi. Türban konusunda değişik kesimlerin mantık dizgesini inceleyelim. Önce şu anda CHP'nin temsil ettiği resmi görüş:
1) Kıyafet inkilabı Atatürk inkılaplarından birisidir. Türban ve çarşafın kaldırılması kıyafet inkılabının bir parçasıdır. Türban yasağını kaldırmak Atatürkçülüğe ve çağdaşlığa aykırı olur. Ve-veya, 2) Türban takan genç kızlar ailelerinin baskısı nedeniyle türban takıyorlar. Çağdaşlık kadının özgürleşmesini öngörür. Türban yasağını kaldırmak mutaassıp ailelerinin kız çocukları üzerindeki baskısını perçinler ve türbanı terk etmelerini engeller (Türbanın yasak olması yarı-dindar ailelerdeki dengeyi türban aleyhine bozarak genç kızlara türbansız dolaşabilmeleri için bir sebep, bir mazaret sağlıyor, diye düşünülebilir burada). 3) Türban siyasi bir simgedir. Yasak kalkarsa, üniversiteler başta olmak üzere kamusal alan dindar ve dindar olmayan arasında bölünür. Görüldüğü üzere türban konusunda varolan düzenlemeyi destekleyenleri anlayış gösteriyorum, bu sebeple yasak için en az üç değişik sebebi özetledim, 'sadece siyasi bir konudur' deyip geçmedim. Özellikle de dindar ailelerde yetişen genç kızların özgürlüğü konusundaki eleştirileri ciddiye alıyorum, ama yukarıdaki 3 görüşün hiçbirine katılmıyorum ve dolayısıyla türban yasağına da karşıyım. 1) numaralı görüş (kıyafet inkılabı, Atatürk'ün mirası) yönelik olarak görüşüm şu: Birincisi, kıyafet inkılabı Türk kadının 100%ünü çarşaf, peçe, tesettür, vs. ile dolaştığı, pek de bir özgür seçim olanağı olmadığı bir dönemde yapılmıştı. Mustafa Kemal'in amacı, kıyafet konusunda devlet organları eliyle kadınlara yeni bir seçim olanağı sağlamaktı. Bugün için bu durum sözkonusu değildir. Bugün artık Türk kadınının önemli bir bölümü, hatta sanırım yarısından fazlası türban takmıyor. Kıyafet inkılabı amacına çoktan ulaştı ve halkın önünde birden fazla seçenek yarattı. Bu konuda birkaç yıl önce yayınlanan bir araştırma türbanlı kadınların az farkla da olsa bir azınlık olduğunu, %50'yi bulmadığını gösteriyordu. Bugün bu oran daha da düşüktür diye düşünüyorum. Dahası, Atatürk inkılapları arasında kıyafet inkılabı, benim fikrimce, temek inkılaplardan birisi değildir. Halkçılık, devletçilik, inkılapçılık-devrimcilik gibi ekonomiye ve siyasete ilişkin en temel Kemalist ilkelerin devlet tarafından çoktan terkedilmiş olduğu bir dönemde, pek de önemli olmayan kıyafet inkılabını sanki Atatürkçülüğün en önemli unsuruymuş gibi öne sürmek Kemalist mirası sömürmektir. İkincisi, Anadolu'da İstanbul'a karşı başlayan Kemalist hareket, halkın siyasete egemenliğini öngören, Osmanlı döneminde dışlanmış, kenara atılmış halk kitlelerini merkeze çeken bir hareket olarak düşünülürse, türban yasağı halkın önemli bir bölümünü dışlayan ve devlete yabancılaştıran bir düzenleme olarak kabul Atatürkçülüğe aykırıdır. 3) Türban siyasi bir simgedir, kamusal alanı böler, siyasallaştırır, eleşirisine gelince, bu konudaki görüşüm şöyle: Toplumsal alanda zaten türban takan milyonlarca kadın var. Eğer türban kamusal alanı siyasallaştırıyorsa, zaten sokaklar, çarşılar, pazarlar, alışveriş merkezleri, parklar, otobüsler, vs. siyasallaşmış. Asıl bu gerçeği gördükten sonra yine de üniversitelerden ve devlet kurumlarından türbanlıları dışlarsanız türban siyasallaşır ve rejim karşıtı bir simge haline gelir. Affınıza sığınarak aşırı olduğunu bildiğim bir örnek vermek istiyorum: Türbanlıların devlet kurumlarına ve eğitim sistemine kabul edilmemesi, maalesef, bir zamanlar Amerika'da ve yakın zamana kadar Güney Afrika'da hüküm süren 'ırk ayrımcılığını' çağrıştırıyor. Bir zamanlar zenciler beyazlarla aynı okullara gidemez, aynı yerlerde çalışamaz hatta aynı restoranları, otobüsleri, tuvaletleri dahi kullanamazdı. Türkiye'deki durum şüphesiz yalnız devlet ve eğitim kurumları çalışanlarıyla sınırlı ama sonuçta benzer bir psikolojiye sebep olabilir türban takanlar arasında. Halkın egemenliğine dayanan Atatürkçü cumhuriyet asla ve asla halkının bir kısmına ne şekilde olursa olsun 'bunlar da bizim zencilerimiz' muamelesi yapmayı haklı göstermez. Bu sebeple, Atatürk'ü kullanarak bu yasağı devam ettirmek isteyenlerin samimi olduğuna inanmıyorum. 2) numaralı ve bence en ciddi olan eleştiri, yasağın kalkmasının, görece dindar ailelerde yetişip, türban takıp takmayacağı tam belli olmayan genç kızlar üzerinde 'nasılsa artık yasak da kalktı, türbansız dolaşman için hiçbir sebep kalmadı, kesinlikle türban takmalısın' diye anne-babaları veya çevreleri tarafından baskı görmesi. Bu ciddi bir olasılık. Ama devlet anne-baba ve çocuğu arasındaki ilişkileri düzenleyebilir mi? Daha doğrusu, devletin anne-baba ve çocuk arasındaki en özel, ve temel ilişkilere karışma hakkı var mı? Eğer anne-baba çocuğa karşı şiddet uyguluyorsa, evet, namus cinayetine izin veriyorsa, evet, başlık parası karşılığı çocuklarını 'satıyorsa', evet, ama türban takıp takmaması konusunda telkin ve tavsiyede bulunuyor, kendi görüşünü belirtiyorsa, hayır! Dünyanın en totaliter devletleri bile (Stalin döneminde Sovyetler Birliği gibi) aile içi ilişkilere hükmetme çabalarında pek de başarılı olamamıştır. Dahası, aile içi ilişkileri tamemen devletin resmi görüşü doğrultusunda düzenlemeye kalkmak, bence, aşırı bir devlet müdahalesi örneğidir. Çağdaş uygarlık insanların aile hayatını 'özel hayat' olarak kabul eder ve devletin özel hayata müdahalesini reddeder. Maalesef Fransa başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinin aşırı ırkçı bir müslüman düşmanlığıyla türbanı yasaklayan düzenlemeleri kabul etmeleri bu Avrupa ülkelerinin çağdaşlıktan gittikçe uzaklaştıklarını, özgürlüklerin kısıtlandığını, Avrupa'nın bir nevi 'gerilediğini', ırkçı bir 'irtica'ya yöneldiğini gösteriyor, yoksa çağdaş uygarlığın türban yasağını kabul ettiği anlamına gelmiyor. Çoğu çocuk ailesinin telkin ve tavsiyeleriyle büyür ve yaşı ilerdekçi bu tavsiyelere uyup uymamak konusunda kendi iradesini kullanmaya başlar. Belki 15 yaşındaki bir genç kız üzerinde aile etkisi büyük olacak, ama bu genç kız büyüdüğünde, hele de liseye, üniversiteye gitmesine devlet izin verdiğinde, ve ilerde diplomasıyla özel ve devlet kurumlarında çalışmasına izin verildiğinde, eğitimli, kendi maaşını kendisi kazanan, 25 yaşında 30 yaşında bir kadın kendi iradesiyle karar veremeyecek mi? Eğer veremezse o onun ailesine ve çevresine aşırı bağlılığı ve-veya irade zayıflığının sonucudur ki bu konuda devlet birşey yapamaz. Ama bence kendi iradesiyle türban takıp takmama konusunda karar verecektir. Bazıları türbana evet bazıları hayır diyebilir. Dahası, türbansız bir ailede yetişen bir Türk kadını da kendi iradesiyle türban takmaya karar verebilir ki bu da olabilir. Kendi düşüncemi özetledikten sonra, günümüzdeki düzenlemenin sonuçları hakkına birkaç söz söylemek istiyorum. Türbanlı kadınların lise, üniversite ve devlet kurumları çalışanı olarak kabul edilmemeleri, kadın haklarını destekleyen değil, kadınları ezen, dışlayan, ve onların toplumsal hayata katılımını engelleyen, ve hatta bazı kadınları siyasal ekonomik sisteme yabancılaştıran, radikalleştiren bir sonuç doğuruyor. Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir diyerek övündüğümüz demokratik cumhuriyetimiz pek çok alanda ilerlemeler kaydettiği gibi, bu alanda da bir adım atarak türbanlı kadınlarımızı eğitime ve ekonomiye dahil ederek, ülkemizde kimseye asla 'zenci' muamelesi yapılmadığını ve yapılmayacağını göstermelidir. Türban yasağının 'SINIF' boyutu: Türban yasağının kalkmasına karşı direnişin şüphesiz çok önemli, belki de en önemli boyutu sınıfsal-ekonomik boyutudur. İstanbul-Ankara-İzmir'in kozmopolitan elit-seçkinleri türbanlı kadınları aşağı sınıf, Anadolulu, fakir, eğitimsiz, vs. olarak görüyor ve türban yasağı bu kadınlara eğitim ve çalışıp para kazanma yolunu kapayarak bu duruma yardımcı oluyor. Nasıl ki bir zamanlar Anadolu'dan İstanbul'a gelenlerin aksanlarıyla, kıyafetleriyle, hayat tarzlarıyla alay edilmişse (hala da devam ediyor) türbanlı kadınlara karşı da böyle bir aşağılama durumu var. Bu asla kabul edilemez. Büyük şehirlerimizin zengin tabakasının 'türban'a karşı olmasıyla aynı zengin tabakanın kırsal kesimdekilere, gecekonduda yaşayanlara, ve genel olarak şehrin görece daha az zengin veya 'sonradan görme' zenginlerine karşı olumsuz tavırları arasında tam bir paralellik var. Türban takan kadınlarımız toplumda ezilen bir kesimin parçası. Eğitimlerine ve çalışmalarına izin verilmediği için toplumdaki konuları ancak 'ev kadını' olabiliyor. Türban, düşük gelir seviyesinin, gecekondunun, kırsal kesimin, kenar mahallenin, ve sonuçta 'ezilmişliğin, dışlanışlığın' bir sembolü haline geldi. Solculuğu veya Atatürkçülüğü sebep göstererek türbana karşı çıkan insanlar acaba bu tavırlarıyla toplumda ezilen, gelir seviyesi düşük, geçinme savaşı veren milyonlarca aileyi ve türbanlı ailelerde yetişmiş milyonlarca insanımızı dışladıklarını, onları üzen ve kıran ve devlete-rejime yabancılaştıran bir sürece katkıda bulunduklarını biliyorlar mı?

Friday, February 04, 2005

İstanbul dışındaki medyaya talep mi yok?

Medyanın İstanbul'da toplanmış olması sorununa yönelik anonim yorum yazan arkadaşlarımızdan birisi 'Erzurum'da ne olup bittiğine dair ülke genelinde bir ilgi ve talep yok, demiş. Ben bu görüşe en azından iki sebepten dolayı katılmıyorum: Birincisi, Erzurum'dan yayın yapan bir gazete veya televizyon, eğer ülke genelinde yayın yapacaksa zaten ülke genelini ilgilendiren konular hakkında yayın yapacaktır ama bu yayınlarda, örneğin, tamamen İstanbul'a özgü bazı konular (bitmez tükenmez Haliç, Boğaz, Köprü, Bağdat caddesi, vs. haberleri) yerine Doğu Anadolu'ya özgü bazı haberlere ağırlık verebilir ki bence Erzurum'luları ilgilendiren pek çok konu, belki İstanbulluları değil ama Anadolu'nun büyük çoğunluğunu (yani Türkiye'nin büyük çoğunluğunu) Haliç'teki kirlilikten veya Bağdat Caddesi haberlerinden daha çok ilgilendirir. Yorum yazan arkadaşımız İstanbul medyasının büyümesini talebe bağlamış ama kendisine sormak istiyorum buna gerçekten inanıyor mu? Televizyonu açtığınızda bütün kanallar İstanbul'dan yayın yapıyor zaten, bu da demek ki televizyonculuk büyüdükçe İstanbul medyası da büyüyecek. Eğer ulusal yayın yapan kanalların bazıları İstanbul merkezli, bazıları İzmir, Kütahya, Kayseri, Trabzon merkezli olsaydı ve halkın İstanbul kanallarına aşırı talebi yüzünden diğerleri iflas etmiş ve kapanmış olsaydı arkadaşımızın açıklamasına ben de katılırdım ama burda olay talep değil tam tersine sırf 'arz' meselesidir diye düşünüyor. Yalnızca İstanbul-merkezli habercilik halka 'arz' edildiği için insanların bir seçim şansı yok ve verileni izlemek zorunda kalıyorlar. Bu arada, entellektüeller anadolu'ya ilgisiz demiş. Genel olarak katılıyorum ama Türkiye'de entellektüel-aydın olmayan seyirciler de var (!) ve dahası, bazı entellektüeller-aydınlar Anadolu haberlerini merak ediyor olabilir. Hatta bu noktada ben kendimi görece aydın bi genç kabul ediyorum ve İzmir'den Trabzon'dan Kayseri'den yayın yapan bir kanal olsa büyük merakla izlerdim diye düşünüyorum.

Wednesday, February 02, 2005

Medyanın İstanbul'da Toplanmış Olması Sorunu.

Gazeteleriyle, televizyonlarıyla, dergileriyle Türkiye genelinde yayın yapan medya araçlarının neredeyse tamamı İstanbul'da ve Ankara'da toplanmış durumda. Her gün televizyonlarda gazetelerde dergilerde gördüğümüz haberler, yorumlar, ve düşünceler, ya doğrudan ve sadece İstanbul'u ilgilendiriyor, yada ülke genelini ilgilendiren bir olay veya haberin İstanbul'da yaşayan bir insanın gözünden yorumundan ibaret. Daha da kötüsü, İstanbullunun Türkiye'ye bakışı. Türkiye'nin iç ve dış politikasını, kültürünü, zevklerini, dünya görüşünü, geleneklerini, inançlarını, ekonomisini, İstanbul'un ilgi ve isteklerine göre yeniden şekillendirme çabası var ister istemez, bilinçli veya bilinçsiz olarak. Buna karşı yine İstanbul gibi Türkiye'nin diğer illerini kendine benzetmeye çalışan bir Ankara var. Onun da kendi televizyonu (TRT), gazeteleri, dergileri vs. var. İkisi beraber ülke genelinde yapılan yayınların tekelini ellerinde bulunduruyor. Kars'ın Edirne'yle mümkün olmuyor; ikisi de birbirilerini ancak İstanbul'un veya Ankara'nın gözünden görüp tanıyabilir. Dolayısıyla ister istemez ülke genelinde bir gözlem ve bilinç çarpıklığı ortaya çıkıyor. Bütün hayatı Türkiye'de geçen çocuk-genç-insan, yalnızca yaşadığı yeri ve medya aracılığıyla İstanbul ve Ankara'yı tanıyor. 65 yaşında olup, bütün hayatını Türkiye'de geçirip, İstanbul'dan başka hiçbir yeri bilmemek, tanımamak mümkün. Ama buna rağmen Türkiye hakkında yorum yapmaktan kaçınmıyoruz elbette, kaçınmamalıyız da. Ama aynı zamanda Türkiye'nin her bölgesini düşünerek yorum yapmaya çalışmalıyız. Çorum ne der, İzmir ve Konya bu olaya nasıl bakar, Kayseri ve Trabzon'da toplumsal yapı nasıl işlemektedir, Van ve Bursa arasındaki uzaklığı ve iletişimsizliği nasıl giderebiliriz, diye düşünmeliyiz her zaman. Keşke Kayseri'den, Trabzon'dan, Van'dan, Konya'dan, Bursa'dan, Erzurum'dan, Manisa'dan bütün Türkiye'ye yayın yapan televizyonlar ve gazeteler olsa. O şehirleri ve onların gözünden Türkiye'nin sorunlarını ve dokusunu da öğrenebilsek. Bu çeşitlenme gerçekleşinceye kadar, yani İstanbul-Ankara ikilisinin merkeziyetçi bilgi ağına mahkum olduğumuz şu halde, düşüncelerimizin ve yorumlarımızın Türkiye'nin her yöresine hitap edip etmediğini göz önüne almalıyız diye düşünüyorum.

Seçim Sistemi Yorumları: Serim Çetin ve Mustafa Domaniç

S.S.Cetin said...
Turkiye'de ki secim sisteminin tam demokratik olmadigi ve Turk milletinin ihtiyaclarini karsilamadigi kesin. Yalniz dar bolgeli secim sisteminin ne kadar saglikli olacagi ise supheli. Turkiye gibi hala ekonomik ve sosyal stabilitenin saglanamadigi bir ulkede kim bu bolgeleri belirleyecek ve bu dar bolgeler ile secim sonuclarini degistirmek icin oynanmasini kim engelleyecek?(su anda bile bircok sehire goc eden insan secim gunun de otobuslerle dogdugu kent ve kasabalara oy kullanmalari icin goturulmekte) Amerika gibi gelismis bir demokrasi de bile zamaninda cok buyuk sorunlar yaratan bu dar bolge sistemi Turkiye de nasil uygulanir bunu bilmek zor. Onun yerine iki turlu secim istikrarli bir tek parti hukumetin kurulmasini ve mecliste ki diger partiler ile daha uyumlu calismasini saglayabilir. Turkiye'de ki yuzde 10 baraj sadece Hadep icin konulmus bir barajdir ve tamami ile anti demokratik olmasina ragmen Kurt tabusu tamami ile yikilmadikca kaldirilacagini sanmiyorum. Aslinda secimlerin daha demokratik olmasini saglayacak en kolay cozum, partilerin tuzuklerinin degismesi, aday belirlemenin daha seffaf yapilmasi, on secimlere daha cok onem verilmesi ve secmene sadece parti degil bir vekil sectiginin iyi anlatilmasi ve bu cercevede milletvekili adaylarinin tanitilmasi gerekmektedir. Hala Turkiye nin kucuk illeri disinda kimse milletvekilinin kim oldugunu bilmemekte ve bu nedenle hesap soramamaktadir. Son olarak ta Turkiye milletvekilligi kontenjani gercekten yaratici ve uzerinde dusunulmesi gereken bir fikir ve belki de parlementodaki ince dengelerin kurulmasini ve her kesimin sesinin duyulmasini saglayacak pratik bir cozum.
10:09 PM

Mustafa Domanic said...
DAR BOLGELI COGUNLUK SISTEMINE “POLITIK REALIST” BAKISSener'in bir daha ki secim donemi oncesi ‘dar bolgeli cogunluk’ sistemin kabulu icin kamuoyu olusturulmasi fikrini fazla radikal buluyorum ve katilmiyorum. Bunun icin oncelikli sebebim zaten onumuzdeki secim doneminde Turkiye'de AKP nin tek partili bir iktidar olacagini ongoruyor olmam. Bana kalirsa Turkiye politikasi ile ilgili yapilacak yorumlarin olusturulmasi surecinde "politik gercekcilik" en once etkili olan kavram olmali. Kisacasi tum politik teoristlerin dusuncelerinin pratik olup olmadigini goz onunde bulundurmasi gerektigini dusunuyorum. Eger dar bolgeli cogunluk sisteminin ana amaci halki az partili sisteme yoneltmekse, onumuzdeki secim doneminde uygulanmasi gereksiz olur. Zaten bu uygulamayi meclisten gecirebilecek olan tek parti AKP. Ayni zamanda unutmamak gerek ki AKP gectigimiz secimde mevcut sistemin meyvasini yiyip hak ettiginden fazla sandalye elde etti. Simdi CHP’nin icinde yasanan felaketleri ve Deniz Baykal’in tum zamanlarin en sevilmeyen parti lideri oldugunu da goz onunde bulundurup kendinizi AKP nin yerine koyun; Dar Bolgeli Cogunluk sistemini desteklermisiniz? Benim cevabim hayir. Eger AKP icindeki kimseler benim gibi dusunuyorlarsa, Dar Bolgeli secim sistemi onumuzdeki 5 sene hayal. Eger uzun vadede bu sistemi degerlendirecek olursak Serim’in de degindigi bazi faktorler ortaya cikiyor. En onemlisi:Secim bolgelerini kim, nasil belirleyecek?a)Eger secim bolgelerinin belirlenmesi herhangi bir koalisyon donemine denk gelirse:Turk politikasi uzun vadede negatif etkilerini gorecegimiz cirkin pazarliklara sahne olur.b)Eger tek partili iktidar bu isi ele alirsa:Turk politikasinin tum dengeleri alt-ust olur. Demokrasiyi guclendirme fikrinden dogan bu sistem demokrasiye bi darbe olarak inebilir. Zaten AKP orneginde oldugu gibi tek partili bi iktidar bu fikre yanasmaz.c)Toplumsal uzlasma saglayan bir yonetim bu isi olabildigince adil bir sekilde basarirsa:Serim in bahsettigi sorunlar uygulamada karsimiza cikar. Asiret reisleri milletvekilligini garantiler. Teknokratlarin meclise girme sansi duser, bunun yerine lokal populer figurler mecliste yer alirlar. Partiler aday pazarligina girerler, politik taraflar netligini yitirir politik ajandalari takip edicek kadrolar meclisin disina itilir. Meclis yavaslar. d)Eger bolgeler nufusa gore belirlenirse:Su andan pek bi farki olmaz.Bakirkoy ve Atakoy 6 bolgeye bolunur, Metin Asik ve binevi mutahitler milletvekili olur. Adaylar ancak su an oldugu kadar taninir.Bence Milton Friedman’in ekonomik teorisi politikaya da uygulanabilir. Marketler mudahaleye maruz kalmadikca daha iyi sonuclar verirler. Devletler ve politik sistemler de bu kavrama uydurulabilir. Oylari birer mal, secimleri de basit birer market modeli olarak dusunursek secim sistemindeki koklu degisiklikler verimsizlik yaratacaktir. Asil demokrasi ve serbest toplum ideallerine sadece politik sistemleri kendi evrimine birakak varabiliriz. Bugun Turkiye’de cok sayida parti olmasina ragmen sadece son 3-4 sene icinde toplumun cogunun iki partide yogunlasmasi bu evrimin bir gostergesidir. Turk politik alemindeki ureticiler bu talebe karsilik vermeye zorlanacaklardir. Radikal solun erimesi, radikal sagin merkeze kaymasi, islamin turk politikasina daha kabul edilebilir entegrasyonu hep halkin bu talebine karsi olusan dogal bir uretici reaksiyonunun urunu olacaktir. Bu talebi algilayan aktif politikacilar isteyerek yada istemeyerek daha merkezi raylara oturmak zorunda kalacak, yine bu talebi goren asker ve diger otoriteler islamin turk politikasina entegrasyonuna daha olumlu bakacaktir (or.AKP). Bana kalirsa Turkiye onumuzdeki 2-3 secim donemine cok daha az parti ile girme yolundadir ve bu sebeple uygulamada bize pahaliya mal olacak degisikler (Baskanlik sistemi dahil) gereksizdir. Bugunku hukumet Turkiye nin mevcut politik sisteminin degisime acik olabilecegini ve hukumetin verimli calisabilecegini kanitlamistir. Barajin kaldirilmasi ve paranoyak yaklasimlarin urunu olan bazi dogmalarin toplum uzlasmasiyla asilmasi sonrasinda mevcut sistemimiz sadece kucuk teknik degisikliklerle arzulanan sonuclar dogurabilir. Tarihin bize sundugu ornekler zaten goreceli bir kavram olan demokrasinin belirli secim sistemleri ile elde edilemeyecegini, gercek demokratik toplumlarin kendi evrimlerini tamamlayanlar oldugunu gostermistir. Turkiye de yasanacak demokratiklesme evrimi, Fransa, Ingiltere veya Amerikadan farklidir ve ithal modeller sonuc getirmez. Oncelikle dinin politikayla birebir etkilesimini goz onunde bulundurursak bu farkliligin ana sebebini anlamis oluruz. Turkiye de demokratik evrim ancak Islam’in politika, insan haklari ve uretici ekonomi ile harmanlanmasinin basarilmasi ile olur. Ayni Amerikan demokrasi geleneginin Anglo-Protestan temellere dayanmasi gibi*. *Su anda Nobel odullu economist Robert Fogel dan aldigim dersin konusu bu son cumle. Bu cumlede bitirdim cunku su an bu dersin sinavina calisiyorum ve hafta sonu kaldigim yerden daha detayli devam etmek istiyorum.