Sunday, February 13, 2005

Türban tartışmalarında 5 yorum ve 2 köşeyazısı

Geçen hafta burada yayınladığım türban yorumuna 5 ayrı tepki geldi. Onları da aynen burada yayınlıyorum. Elbette orjinal yoruma gidip comments bölümünden de bu yorumları okuyabilirsiniz. Bu arada, basında türbana dair çıkan köşeyazılarından ikisi ilgimi çekti, onların internet linkleri de şöyle: Nuray Mert'in Radikal gazetesindeki çok yerinde ve başarılı bulduğum 'Yine Türban Tartışması' adlı köşeyazısı: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=143068&tarih=10/02/2005 Bir yandan da Hasan Cemal'in Milliyet'te konuya ilişkin yazısı: http://www.milliyet.com.tr/2005/02/10/yazar/cemal.html Bu tartışma daha bitmedi, herkesin yorumlarını bekliyorum... İşte bugüne kadar gelen yorumlar:

Caner said...
Şener yazını okudum ve yazının çoğu bölümünde kendi içinde haklı ve tutarlı olmana rağmen temel olarak karşı çıktığın bazı noktalarda sana katılmıyorum. Öncelikle Kıyafet inkılabının diğer inkılaplardan önemli olup olmaması temel sonucu değiştirmez. Biz öyle bir eğitim seviyesindeyiz ki ülke olarak, bugün hala bu kanunun geçerli olması gerektiğiniz hatırlatmamız gereken noktalara rastlıyoruz. Türban takanların oranının yüzde 50 olması veya olmaması da bence önemli değil,bu oranın türban yasağının kaldırılmasıyla ne durumda değişeceğini öngörmek mümkün değil. Yani şu an toplumun yüzde 50'den azı türban takıyor diye iyi bir durumdayız; yasak kalktığında(bu yasağın türban takmayı körüklemediği nasıl kanıtlanabili ki?) yüzde 60 türban takıyor durumda olunca kötü bir duruma mı düşmüş olacağiz, kıyafet inkılabı amacına ulaşamamış mı olacak? Bence türban yasağına karşı çıkma nedenlerinin 3'ü de çok mantıklı olması gereken nedenler çünkü bizim eğitim ve kültür seviyemiz daha farklı bir durumda olmamızı engelliyor. Aslında bu noktada bence kurunun yanında yaş da yanıyor.Bugün aile baskısıyla türban takan kızların azımsanmayacak bir kısmı gerçekten tam bir aile baskısıyla karşı karşıyalar diye düşünüyorum Bu öyle 'bir yaşa' kadar baski gösterme sonra serbest bırakma durumunda değil ki! Belki bu,tüban takmak istemeyen kızlar için türbandan kaçışın bir sebebi, bir dayanağıdır. İşte eğitimsizlik iletişimsizliği bu durumda bu şekilde bir kaçışı doğuruyor. Ataerkil olan ve Anadoludaki ailelerde(hepsi demiyorum tabii) kızın kaç yaşında olduğunun çok büyük bir önemi yok bence. Bugün Türkiye'de namus cinayetleri var, töre cinayetleri varken; mesela anadoludaki her "20 yaşını" geçmiş kızın kendi kararlarını kendi verdiğini öngörmemiz pek doğru gelmiyor bana. Bence modern çağı yakalayamamış ailelerde 'Kızım artık kendi kararlarını kendin vermelisin' niyeti yerine ' Ölünceye kadar ben ne dersem o!' zihniyeti daha ağır basarki günümüzde bu ailelerin oranının çok olduğuna inanıyorum, duyuyorum. Bu iş ancak önce eğitim seviyesinin kültürün yükseltilmesiyle olur. Yani bir yere hiç eğitim götürmeyeceksin, o yerlere para yatırmayacaksın ama tutup türban konusunu gündeme getireceksin özgür olsun diyceksin. Peki türbanı serbest bıraktın, o eğitimsiz dar görüşlü olan insanlar yarın kendi düşünce sistemine uyan başka şeyler istemeyecek mi? Özgürlük değil mi kılıfına uydurulur ve bastırılır bu kadar basit! Zamanla bu öyle bir duruma gelebilir ki türban takmak zorunlu olabilir. Bir gizli yasa, bir oylama derken bir anda başka bir durum. Biz nelere alışmıyoruz ki buna da alışırız mı diyelim? Birçok aydın yazarımızın bu uğurda öldürüldüğünü unutmayalım.Bence bazı önceliklerin sırası karıştırıldığı için bu tartışmalar oluyor. Eğer eğitim seviyemiz elverirse belki de Şener senin dediklerin geçerli olucak: Her ailede kızlar kendi kararlarını verecek, türban takanların kendi istekleri doğrultusunda taktığı konusunda bir tereddüt ve baski hissedilmeyecek ve bu konu dinin istirmar ediliyor olduğu kanısını uyandırmayacak! Bu duruma gelince o zaman türban takma yasağı belki kalkabilir ve türban takanlara kötü gözlerle bakılmaz. Daha önce de dediğim gibi şu konumda kurunun yanında yaş da yanıyor ve şu an için böyle olmalı. Çünkü biz demokratikleşmeye çalışan bir ülkeyiz. Bu uğurdaki her atılmaya çalışılan erken adım bu çabaları sekteye uğratır.
4:18 PM
Anonymous said...
Merhaba,Iki konuya aciklik getirmek gerektigini dusunuyorum. Birincisi, Turkiye'de turban yasagi yoktur, belli ahlaki kurallar dahilinde herkes diledigi gibi giyinip dolasmakta, is gormekte, gunluk yasantisini surdurmekte serbesttir. Kadin haklari ve insan haklari da toplum yasantisinda bu yonde davranilmasini gerektirir. Ikincisi ise, olaya Turkiye Cumhuriyeti devleti acisindan bakildiginda, devletin en onemli amaci butunlugunu korumak, devamliligini saglamak oldugundan devlet, rejim yikici, seriat aleyhtari aktiviteleri tespit edip bunlarin onune gecmek ister. Laik devlet yapisi din islerinin devlet islerinden ayri tutulmasini ongorur. Bu nedenle devlet kurumlariyla iliskisi olan her turlu kisinin din propagandasi yapmasi yasaktir. Basi bagli memurlara "basini propaganda amaciyla baglayanlar one ciksin, gerisi kalip calisabilir" diyebilir miyiz? Peki bunun ayrimina devlet nasil varacak? TC devletinin Turkiye'deki genc kizlara mudahale edip, toplum icinde turban takmasini yasaklamasi, ya da bilincsizce ve aile baskisiyla turban taktirilmis gencleri tespit edip, bunlari bulunduklari durumdan kurtarmaya calismasi yakin tarihimizde gorulmus ya da yasanmis bir olay degil. Devlet bu tip konulara mudahale etmez. (Sapka ve kiyafet inkilabinin yeni kabul oldugu donemde nasil giyinilecegi konusunda sartlar daha sikiymis ancak gunumuzde bu konuda bir uygulama yok.)Egitim konusunda, her turlu ogrenciye kayitsiz sartsiz esit ve kaliteli egitimin saglanmasi gerektigi gorusune katiliyorum. Egitimle, bilincli uretim de artar, refah seviyesi de yukselir. Egitimsizlikse bogustugumuz pek cok sorunun kokenidir. Maalesef yasadigimiz sorunlar, turban takmak, turbanli universitelere girilmeye calisilmasinin onune gecmek vs. den cok daha derindir. “Çağdaşlık kadının özgürleşmesini öngörür” diyorsunuz. Diyelim ki toplumda kadinlara tesettur yasagi kondu. Kadinlara tesetturu yasaklamak onlari ozgurlestirmeyi saglayacak mi? Beraberinde gelismisligi getirecek mi? Sadece kadinlar degil, erkekler acisindan da bakmamiz lazim. Bir erkek bakanimizin, ulkemiz icin tarihi onem tasiyan bir anlasmayi imzalamak uzere yabanci bir ulkeye gittigini hayal edelim. Gittigi ulkede karsisina cikan kadin milletvekili ile el sikismaz, goz goze gelmez ve prensip olarak kadinlarla konusmadigini one surerek karsisindakinin sorduklarina cevap vermezse, bakanimiz ulkesine eli bos donmez mi? Musluman ulkeleri arasinda gelismis bir toplumuz diye ovunuyoruz, dunya yuzeyinde gelismis bir toplumuz diye ovunmek istemez miydiniz? Peki, bu cok zor bir hedef mi?Tesekkurler,Simge
4:49 PM
S.S.Cetin said...
Sener arkadasimiz gercekten cok tartisilan ve turkiye de hala bir tabu olarak gorunen cok onemli bir konuya parmak basmis, zaten turkiyeyi tartisicaksak turban yasagini tartismamak olmazdi. Oncelikle Ataturk un kiyafet inkilabinin savunulucak hicbir yani olmadigini dusunuyorum. Eger tabi modernlesme ve batililasmayi kiyafet,muzik ve genel hal tavir sigligina indiriyosaniz o baska. Nedense bizim kafamizda bir modern Turk imaji olusmus giyimi kusami davranislari avrupalidan farkli olmayacak ve hatta avrupaliligi ile avrupalilari sasirticak. Nedense hep bu imaji on plana itiyor ve bu imajla gurur duyuyoruz ama bunun gurur duyacak bir yani yok cunku avrupali bizi hala turk olarak goruyor, onlari taklit etmeye calisan azi nligida ozenti olarak bakiyor. Biz beyaz-turkler hala kendi balonumuz icinde yasiyor ve "modern-turk" imajini hem yerli medya da hem de uluslararasi platform da tek tip turk kimligi olarak yansitmaya calisiyoruz. Sanki basbakanimizin karisi turbanli hali ile bizim halkimizi temsil edemezmis gibi havalara burunuyoruz. Sanki Tokat tan gelmis Berlin e yerlesmis bir aile bizi temsil edemez, bizden degilmis gibi davraniyoruz.Bu taa Tanzimat donemine uzanan bir surecin kulturel olgunluga erisememis bireyler uzerindeki carpik yansimalaridir. Turban konusuda yine bu surec ve bilinc icinde degerlendirilmelidir. Tabi ki cogu ulke gibi Turkiye de cok kulturlu ve sinifli bir ulke ama eger kendimizi turk olarak goruyor ve tanitiyorsak o zaman bizden farkli olan ama ayni cografyada yasayanlara da bu hakki tanimamiz lazim.Bir arkadasimiz turban yasagi yoktur demis ama bugun bazi yargiclar kamusal alan retorigini kullanip turbanli vatandaslarimizi mahkeme salonundan atiyor, bazilari turbanli velileri okul bahcesine sokmuyor. Bundan da onemlisi bazi "modern-turk" cevrelerde turbanliya cuzzamli muamelesi yapiliyor, bu cevrelerin gittigi laila-reina tarzi mekanlara turbanlilar sokulmuyor. Istanbulda artik mekanlar turbanlilarin ve digerlerinin diye ayriliyor.Simdi boluculukten, irticadan, milli guvenlikten bahsedenler turban yasaginin yarattigi boluculugu, gecmis ozlemini ve ulke dusmanligini goremiyorlarsa zaten vay Turkiye nin haline.Yine bir arkadasimiz bu kizlarin cogunun baski altinda turban taktigina karar getirmis ve bu yasagin onlara bir cikis yolu sunacagini dusunuyor. Simdi soruyorum insanin inanclari icin saclarini bir kumas parca ile ortmesi neden kadar bu kadar zor gozukuyor insanlara? neden bunun baski ile yapildigi dusunuluyor? neden baska aile ve toplum baskisi ile hepimizin yaptigi veya yapamadigi, giydigi veya giyemedigi seylere turbana bakildigi gibi bakilmiyor? bugun niye homoseksueller turkiyede kimligini gizliyor diye kimse sormuyor da aaa turbanli kizlar baski altinda onlari ailelerinden kurtarmamiz lazim diye bir gorev ediniliyor?Kucuk bir dini gerek veya sembolun(nasil algilamak isterseniz) turk devletine baskaldirma oldugu palavrasina dayandirilarak konulan yasagin acaba asil baskaldiriyi ve nefreti korukleyecegini dusunemiyorlar mi? Artik oyle bir cephelenme ve sartlanma olusmus ki insanlar artik kendi yalanlarina inanir hale gelmis. Ne yazik ki isin ic yuzunu bilmeyen ve cevresinde turbanli kimseler olmayan bazi genclerde bu propagandaya inaniyor ve hala bu yasagi savunuyor iste bu gelecek icin umit vermiyor.
1:13 AM
Anonymous said...
Ben de bu konuda Sener e katiliyorum. Türbanin zorla önüne gecilmeye calisilmasi bunu daha da cok körüklüyor bence. Böylece dini istismar eden topluluklar, dinen biz özgür degiliz baski altindayiz diyerek toplumsal bir hareketlenme yakalayabiliyorlar. Kaldi ki, türban yasaginin sadece adi var bence. Yani teoride var ve dini cevrelerce abartilarak siyasi bir proganda aleti haline getiriliyor ve aslinda yok. Turkiyede okudugum donemde türbanli derse giren hicbir arkadasa cik denmedi. Keza, ben cik denmesine de karsiyim. Herkesin, esit ders ve dini ibadetlerini ozgurce yerine getirme hakki olmalidir. Toplum olarak olaylari cok duz mantik icerisinde algiladigimiza inaniyorum. Yani Atatürk bazi kurallar koydu diye bunlar degistirilemez mi? Atatürk zamanin gerektigini yapti ve simdi de zamanin gerekenlerini yapmak gerekiyor. Müslüman bir insan Avrupa'da rahatca dinini yasarken müslüman bir ülkede sorunlar cikartilmasi da laiklik ve din özgürlügüyle bagdasmiyor.Olayin diger bir boyutunda da, tesettür olayinin bir sembol olarak kullanilmasina siddetle karsiyim. Birincisi bu din de riyakarlik diye geciyor ve dinen büyük bir günah. Isin beni ilgilendiren kismi, o tip insanlarin belli bir parti kesminden olursan dinen gerceklige ulastigini ve tesettür ü de bunun icin bir arac olarak kullanmasi. Bunun cozumunu bilemiyorum. Yani tesettürün sembolize edilmesine karsi bir cözüm üretilebilir mi, bilmiyorumMurat VarlikAlmanca klavye oldugu icin her harfi düzgün yazamadim kusura bakmayin.
7:05 AM
Anonymous said...
Cetin'in yazisini okurken daha once pek dusunmedigim bir sey dikkatimi cekti. Bu turban yasagiyla dogrudan alakali degil ama yine de yazmak istiyorum. Bu turban konusu acilinca hep soruyorum kendi kendime: Bu turban gercekten bir "sey"i temsil ediyor mu? Bir ideoloji ya da amac gelmiyor bu sorunun cevabi olarak aklima. Maalesef bir insan tipi geliyor. Bu insan tipi de universite okumamis, belki bazilarimizin cahil olarak nitelendirebilecegi, calismayan kadinlar. Diyebiliriz ki var istisnalar, ama universitelerdeki tek tuk basi kapali insani gecelim (ben bilkentteyken serbestti basini kapatmak ve cok azdi basi kapali insanlar) anadoludaki milyonlarca kadina, genele, bakalim. Yalniz burada bu cahilligin nedeni turbandir demiyorum elbette, ama ayni yerde oluyorlar iste.Soyledigim gibi rahatsiz ediyor bu beni, cunku bir kadinin inandigi icin basina kapatmasiyla bir sorunum yok benim. Din icin takilan turbanla da bir alip veremedigim yok (herkes sorunum yok diyor aslinda, bir de agizlarina sakiz yapmislar benim anneannemin de basi kapaliydi diye; he deyip geciyorum bunu). Iste bu yuzden zaman zaman dusunurdum nedir bunun sebebi diye, neden boyle kesin cizgilerle ayrilmis bu insanlar, neden basi kapali insanlarin hemen hepsi okumamis? Cetin'in "Oncelikle Ataturk un kiyafet inkilabinin savunulucak hicbir yani olmadigini dusunuyorum. Eger tabi modernlesme ve batililasmayi kiyafet,muzik ve genel hal tavir sigligina indiriyosaniz o baska." paragrafini okuyunca acaba dedim. Modernlik esittir avrupali gibi giyinmek denilince, haliyle okuyan insanlar acmislar baslarini moderniz bari oyle gorunelim diye. Zaman icerisinde de boyle basi kapali, cahil bir toplum kalmis geride. Iyidir ya da kotudur bilmiyorum, kafamdaki sorunun cevabini gormus oldugumu saniyorum sadece. Isin kotu tarafi positif "feedback" var maalesef bir de, kapanmakla cahillik arasindaki bag arttikca cagdaslik ile basi acik (sadece basi degil ama neyse diyelim) olmak arasindaki bag da kuvvetleniyor. Yani ara gitgide aciliyor, boyle devam ederse karacahil basi kapali bir alt toplum olusacak henuz olusmadiysa tabii.

5 Comments:

Blogger sscetin said...

Sener'in gonderdigi Radikal de ki yaziyi okudum. Iste benim soylemeye calistigim olaya aydin, liberal bakis acisi bu. Kimsenin doldurusuna gelmeden, kulaktan dolma bilgileri ve kendi tecrubelerimizi one surmeden olaya olabildigi kadar objektif ve sosyolojik olarak bakabilmeyi basarmis yazar.
Neden ise herkes benim universitemde soyle oldu benim universitemde yasak yoktu falan diyor. Halbuki gercekler sadece bizim yasadiklarimizdan ibaret degil ki. Ne yazik ki bizim genelde okudugumuz medya basortululerin sorunlarini mansetlere tasimadigi hatta koselerinde bile vermedigi icin tabi insanlar niye boyle bir bardak suda firtina kopuyor diye merak ediyor. Tabi bu da iki turkiye tezinin ne kadar dogru oldugunu gosteriyor.

Bir de modernite olayina geri donmek istiyorum. Su anda yasadigimiz "post-modern" donemde artik sekilin belirleyici bir onemi kalmadigini dusunuyorum ve dusuncelerin, ozellikle her turlu dusunceye onem vermenin artik modernite olarak algilandigini dusunuyorum. Bu anlamda basini modern olma ugruna kapatmayanlar veya genelde din ve Kuran a ilkel olgular olarak bakanlar aslinda baska bir yuzyilin modernitesinde kalmis kendini modern sanan ahmaklar oluveriyor.

12:58 AM  
Blogger sscetin said...

Yine ayni yazar Nuray Mert'in baska bir yazisindan su bolum dikkatimi cekti: (ve belki de turban-modernite tartismalarina biraz daha aciklik getirebilir bu ornek)


Derviş'in, Özal ve ANAP'ın iktisadi modeline olumlu baktığı halde, zamanında onlarla siyaset yapma teklifini reddetmesinin öyküsü şuymuş: Derviş, Ankara'ya telefonla çağrıldı. Özal ekonomi heyetini toplamış, Amerika'dan çağırdığı gençleri ekibine tanıtmak istiyordu. Derviş, Başbakanlık Konutu'na gitti, daha içeri girmeden, konutun genişçe holünde Özal'a vereceği yanıt kafasında belirdi: kapı önü ayakkabılar, botlar ve postallarla doluydu. Yerde bir sedirin üzerinde bağdaş kurup oturan insanlar dikkatle Özal'ı dinliyordu. Derviş ise Büyükada'ya döndüğünde dostlarına "Hayır, böyle bir siyasi düşünceyle ortak çalışmam mümkün değil" diyordu.
Dikkat ettiniz mi bilmem, yukarıdaki öyküde, hiçbir siyasi fikirden söz edildiği yok, kapı önündeki ayakkabılardan, 'böyle bir siyasi düşünceyle ortak çalışma'ya sıçranmış. Bu küçük öykü, özellikle de siyasetin Türkiye'de gelip dayandığı nokta açısından aslında çok şey anlatıyor. Merkez sağ ve sol arasındaki fark, giderek daha fazla, 'ayakkabı' faktörüyle belirleniyor. Bu, şu demek; özellikle de ekonomi politikalarında, üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri düşünen insanların ayakkabılarını kapının önünde çıkaranları sağda, çıkarmayanları solda yer alıyor. Halihazırda, Baykal'lı CHP bu formüle biraz da olsa direniyor, kıyamet buradan kopuyor. Üçüncü isim çıkarma telaşı da.
Baykal ile olmuyor, ama Sarıgül de ayakkabı konusunda ortada. Zira, ayakkabılarını kapının önünde çıkarmayanların yakın bulacakları bir isim değil. Aslında, Özal'dan bu yana çok zaman geçti, artık AKP'liler bile ayakkabı çıkarıp, bağdaş kurup oturmuyorlar ama gel de bunu Dervişvari vatandaşa anlat. Hayat tarzı hâlâ çok önemli, hem gerçek siyasi tartışmanın olmadığı bir ortamda, farklılığın altını bir yerden çizmek lazım.

1:35 AM  
Blogger Mustafa Domanic said...

Oncelikle Serim Cetin'in son yorumuna bir yorum:

Bugun Babacan'in takip ettigi ekonomik paketin yaraticisi Kemal Dervis ve ekibidir. Anlatilan hikayede Kemal Dervis kendine sunulan bir teklifi neden red ettigini anlatiyor, bugun ben o odaya cagirilsam ayni tepkiyi verebilirim, politikada aktif olmak kisisel bir secenek. Yani bu hikayeden yola cikip "Dervisvari" vatandas yorumu yapmak yanlis bir genelleme olur. Ulkenin Dersiv gibi kendi isini iyi yapmasini bilen, kendi kararlarini veren kimselere ihtiyaci var. Tahminen Kemal Dervis bu bagdas olayini gordugunde kendinin boyle bir ortamda verimli olamayacagini dusunmustur ve tamamen haklidir. Bugun akademide veya uretimde basarili olmanin yolu bazi standartlarin takip edilmesidir, eger beyaz tahta, yuvarlak masa ve ofis sandalyeleri verimliligi arttirmasaydi herkes bunlari secmezdi. Washingtondakiler analarinin karnindan toplanti odasi kavramiyla dogmuyor bence. Aklin yolu bir, Kemal Dervis akilli adam. Eger turgut ozal ayni goruste olmasaydi, amerikada egitilen gencleri ulkeye getirmeye calismazdi, standard ekonomi egitimi almamis birisi ekonomiyi yurutmekte basarili olacak olsa okulada ihtiyac olmazdi. Hersey kulturel gorece degil, ben kulturumuzden ve tarihimizden koparildigimiz gorusune tamamen katiliyorum ama bunu bu kadar ileriye goturup yararlari acikca gorulen bazi kavramlari elimizin tersiyle itmek bizi bir yere goturmez. Sonucta kultur kendi dinamigi olan bir kavram, zamanla kulturumuzun de degismesi gerek, tabi bunu zorla yapmak pek iyi sonuclar vermeyebilir. Ote yandan Dervisin yaptigi gibi kendi kararlarini veren bireyler sayesinde kultur kendi evrimini yasar.

12:29 AM  
Blogger Mustafa Domanic said...

bende blog yaptim mustafadomanic.blogspot.com, artik oraya da koyuyorum yazilari...

iste benim turban tartismasindaki tarafim:

Turkiye’de zaten keyfe keder uygulanan turban yasaginada toplumumuzdaki bolunmuslugu arttirdigi ve temel dini haklari kisitladigi gerekcesiyle karsiyim. Bu konu ile ilgili bir cok tartismayi dikkatle dinledikten sonra turban yasagini savunmak icin ortaya atilan savlarin gecerliligine inanmiyorum. Nuray Mert’in makalesinde soyledigi gibi laiklik bize dini serbestce yorumlama ozgurlugu getirir ama Turkiye’de kendini laik ilan edenler dini sadece kendi yorumlariyla kabul etmeye kararlilar. Eger turbanin dini bir gereksinim olmadigi kanaatindeyseniz o zaman turban takmazsiniz ama baska yorumlari olan kimselerin bu ozgurlugunu ellerinden almak bizi laik yapmaz. Ayrica turbanin bir siyasi simge olmasi tartismasinin dogal olmayan bir tartisma oldugunu dusunuyorum, gerekcem acik; turbani simge yapmaya kararli olanlar onu takanlar degil, yasaklayan argumani desteklemek icin bu fikri one atanlardir. Bugun hic bir radikal islamci grup cikip “turban bizim simgemizdir, biz turbanin islam devrimini destekleyenlerin simgesi olduguna inaniyoruz” gibi birsey soylemiyor. Bunu soyleyenler “sozde laikler” ve bence bu tam bir paranoyaklik urunu. Aslina bakarsaniz bunu niye yaptiklarini ve bunca yil bu argumana bizzat nasil inandigimi anlamakta gucluk cekiyorum. Bence bugun militan islamci turbanli kizlarin siyasal orgutlenmis ve bu kadar radikal taraflara cekilmis olmasinin tek sebebi onlari bir araya getiren bir bakima kader kurbani yapan turban yasagidir. Eger bu kizlarin calisip kazandiklari okuma haklari ellerinden alinmasa ve egitimde ust basamaklara ciksalar bu radikal gruplasmalardan uzak durmalari cok cok daha olasi.

Diger bir tartismada turban yasaginin aile icinde turban takmasi yonunde baski goren kizlara bir cikis yolu oldugu. Bu konuda Sener’in, devletin aile ici iliskilere karismakta basarisiz oldugu yorumuna gonulden katiliyorum. Devlet, tarihsel olarak aile ici iliskileri duzenlemekte basarili olamamistir hatta tam tersi bir toplumdaki aile ici duzen devlet yapisina yansir. Turkiye’de biz biraz doganin kanunlarina karsi gitmeye calisiyoruz. Her derde deva “sosyal devlet baba” dini nasil yorumlayacagimiza, cocugumuza ne ogutleyecegimize karismamali. Bugun aile baskisi sorununu cozmenin en iyi yolu, baski goren kimselerin egitim ve kendi ayaklari uzerinde durmalari ile evden uzaklasmalaridir. Fakat biz tam tersini yapip onlarin egitim haklarini ellerinden aliyor, onlari bu baskiya mahkum ediyoruz. Neden korkuyoruz? Eger neden korktugumuzu acik acik belirlersek hedefleri daha adil secip daha buyuk kararlilikla yok edebiliriz. Boylece kendimizi bolmez, halkimizi kosteklemeyiz.

Yakin arkadasim Mehmet Tezgul’un soyledigi gibi Turk devlet modeli Rousseau’nun, Durkheim’in yanlis yorumlanmasina dayaniyor. Ote yandan “Lockean” liberalizm fikirleri, ve Burke yaklasimli politik ideolojiler bu sisteme karsi muhafazakarlara guc ustune guc katiyor. Iste AKP secimi malum kadrolarina ragmen bu yuzden kazaniyor. Mesela Guney Dogu Asya daki Musluman ulkeleri ornek alacak olursak (belki sadece Malezya bide kismen Endonezya)onlarin bu “Sosyal Devlet” modelinden coktan uzaklastigini, toplumdaki sorunlarin cozumune ancak bireysel bilincin olusmasiyla gidilecegini anladiklarini goruruz. Bu ulkeler ayni zamanda bireysel bilinci olusturmak icin kisilerin kiyafetlerini degistirmektense Turgut Ozal’in yaptigi gibi onlarin kendi kulturlerini kucaklamalarina ve milleti gelisime goturen her turlu egitim ve teknik atagi ithal etmelerine tesvik ediyorlar. Bizimde ulkemizde yapmamiz gereken bu. Gecmis ile koparilmisligimizi asmak, kulturumuzu kucaklayip gelistirmek, her turlu egitim, uretim atagini ulkemize getirmek ve herseyden onemlisi toplumumuzun butunlugunu saglamak. Acik sozlu olayim; Ben turbandan korkmuyorum. Bugun Turkiye’yi modern dunyadan geri goturecek olan tehdit universitelerdeki turbandan degil, ic politikadaki tutarsizliktan ve bolunmuslukten geliyor. Eger kendimize laik, modern ve Turk diyorsak cesur olmaliyiz; kendimize kucuk hedefler secip bunun etrafinda yorulmaktansa temellerimizi ve gelecegimizi sorgulamaliyiz. Turkiye’nin sokaklarinda rahat rahat basi veya baska bir tarafi acik gezme ozgurlugunu gercek manada kazanabilmek ve koruyabilmek icin yapmamiz gereken yasaklar koymak degil bireysel ozgurlukleri kendi ulkemiz icin tanimlamak ve sistemimizi bu cercevede kurmak. Evet kabul ediyorum, din cok guclu bir kurum ve Kuran in Allah’in sozleri olduguna tamamen inanan insanlar digerlerini kisitlamaya kalkmak isteyebilirler. Ama bunu onlemenin yolunu dogru sectigimizi dusunmuyorum. Yeni bir Kudus ve Tanri’nin dunya uzerindeki kralligini insa etmek icin Amerikan kitasina yerlesen kimselerin ulkesinde bugun sokakta ciplak gezilebiliyorsa, Kutahya’da da bu yapilabilir. Aman yanlis anlamayin, Amerikalilar bu degerleri yaratmak icin paranoyaklik yapmadilar, hersey kendiliginden oldu demiyorum. Biz daha iyisini yapmaliyiz diyorum. Sadece dogru adimlar, kararlilik ve zaman lazim.

2:00 AM  
Blogger sscetin said...

Oncelikle ekonomik paketin yaraticisi Dervis degil IMF dir. Ikinci ise Dervis li anektodta anlatilmak istenen Turkiye de siyasetin kulturel siglidir. Eger gercekten Turkiye icin birseyler yapmak istiyorsa Dervis kalibresindeki insanlarin Turkiye gercekleri ve halki ile barisip, kulturel farkliliklari asip profesyonel bir sekilde ulkesine ve milletine hizmet etmesi lazimdir. Kimsenin ayakkabi veya baska bir bahane ile bu ulke icin calismak isteyen beyinleri hor gorme luksu yoktur.
Ayrica AKP iktidari gostermistir ki ulke yonetimi sadece dusunce ve siyasi kulturden ibaret degildir, asil basari lafla degil cok calisma ve disiplinle gelir. Babacan ve arkadaslari bu disiplin ve calisma aski ile Turkiye ekonomisini rayina oturtmus ve enflasyonu hayatimiz boyunca gormedigimiz oranlara indirmistir. Iste refah in belediye yonetimleri ile baslayan ve AKP iktidari ile devam eden milli gorus ve anadolu caliskanligi, azmi budur.
Ne yazik ki son skandallar ankara kluslileri ve rant baronlarinin anadolu kaplanlarinida yozlastirmaya basladigini gostermektedir.

11:33 PM  

Post a Comment

<< Home