Thursday, February 09, 2006

Danimarka toplumunun yapısı bağlamında karikatür krizi.

At 11:22 AM, Sener Akturk said...
Benim şahsi kanaatim basın ve fikir özgürlüğünden yana bu karikatürler de dahil herşeyin yayınlanabilmesinin mümkün olmasıdır. Fakat bu karikatürler özellikle provokasyon için yayınlandı, ve bu provokasyon karşısında başbakan Rasmussen gibi Danimarka'nın resmi sözcülerinin takındığı tavır çok aptalcaydı. Bu gazete bu karikatürleri taaa Eylül ayında, provokasyon amacıyla yayınladı. İslam ülkelerinde bazı protestolar olduysa da büyük bir infial yaşanmadı. Birinci denemede müslümanları sokağa dökemedikleri için, geçen ayı bu sefer Norveç'teki bi gazete aynı karikatürleri yayınladı ve ikinci denemede, başarılı bir medya ağı sayesinde bütün dünyada haber oldu bunlar ve İslam ülkelerinde bildiğiniz gibi büyük olaylar çıktı. Sonra bi sürü Avrupa gazetesi, Fransa'dan Almanya'ya kadar, bunları yayınlamaya başladı. Öncelikle, bu ülkelerin resmi siyasi otoriteleri, başbakanları cumhurbaşkanları, vs. bu provokasyonu böyle görüp, 'bu bir provokasyondur ve asla devletimizin veyahut toplumumuzun görüşlerini yansıtmamaktadır. Onaylamıyoruz ama fikir özgürlüğüne saygımızdan ötürü yayınlanmasını da sansürleyemeyiz.'demeleri lazımdı. Onun yerine Rasmussen aylarca 'I don't care-Umurumda değil' gibi aslında provokasyonda taraf ve katılımcı olduğunu gösterir bir tavır takındı. Olay bundan ibaret. Gazete bunu provokasyon yoluyla meşhur olmak için yaptı, devlet otoriteleri de bu olayla ilgili hiçbir yorum yapmayarak ve kayıtsız kalarak provokasyona karşı durmadıkları için katkıda bulunmuş oldular, ve olan yine ortadoğudaki insanlara oldu. Danimarka o büyükelçiklerin parasını takır takır suriye'den lübnan'dan falan alacak zaten. Kim kazandı kim kaybetti bu olayda? Türkiye'de Vakit veya Aydınlık herkes tarafından onaylanmayan bir haber-yorum-karikatür vs. yayınlasa ve bu uluslararası medya tarafından yayılmaya başlasa, siyasi otoriteler anında müdahele eder ve 'bu yayınlar türkiye devletinin onayladığı şeyler değildir, toplumumuzun genel görüşünü de yansıtmamaktadır.' falan der. Avrupalılar fikir özgürlüğü ve demokrasi konusunda yine Türkiye kadar olamadılar, faşist-ırkçı-müslüman karşıtı çizgiye doğrudan ve dolaylı destek vermiş oldular. Danimarka basınının Müslümanlar tarafından 'baskı altında' tutulduğu düşüncesi de zaten en saçma sapan zırvadır, bunu da kimsenin söylememiş olmasına şaşırdım.

At 1:21 PM, Sener Akturk said...
Turgut Tarhanli'nin bugunku Radikal'deki yazisindan:

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=178157

Avrupa Konseyi'ne bağlı olarak faaliyette bulunan, Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu'nun (ECRI), Danimarka hakkında hazırladığı ve 2001 yılında açıklanan raporunda, bu ülkede yaşayan Müslümanların durumuyla ilgili şu görüşlere yer veriliyordu: "Danimarka'da, Müslümanlar ırkçılık ve ayrımcılıktan özellikle mağdurlar. İslam hakkındaki aşırı genellemeler ve yanlış algılar kadar olumsuz kalıp ve önyargılar, tüm siyasi yelpazeye yayılan siyasi seçkinler, entelektüeller ve gazeteciler de dahil olmak üzere, kanaat önderlerince geliştiriliyor. Bu Müslüman karşıtı iklim, özellikle çalışma hayatına dahil olma, ev edinme ve kamusal yerlerde bulunma gibi, hayatın çeşitli alanlarında bu grubun üyelerine yönelik hoşgörüsüzlük ve ayrımcılığa varıyor" (Section I). Bu bilgilere ek olarak, ülkedeki Müslümanların hem ibadetleri hem de kendi cenaze törenlerini yapmaları ve ölülerini defnetmeleri konusunda bile, büyük zorluklar olduğu da belirtiliyor. Raporda, özellikle 1990'lı yıllarda daha liberal politikalar uygulanmasına olanak veren, Danimarka göç ve iltica rejiminin değiştirilmesi karşısında, ülkedeki göçmen nüfusun yüzde 8 civarında bir orana eriştiği belirtiliyor. Bu olgunun, özellikle medya ve entelektüeller gibi kanaat önderlerince, Danimarka ekonomisi, hayat tarzı ve değerler sistemi üzerinde birer tehdit olarak yorumlanmasıyla, korkuların ve olumsuz basmakalıp düşüncelerin artmasına neden olunduğu da aynı raporda vurgulanıyor (Section II/L).